M U H A T A B I M I Z ME M İ NMÇ Ö L A Ş A N . . .


E, yan tarafa bakınız, Emin Bey

 

Emin Çölaşan, bir internet sitesinde ortaya atılan iddianın üzerine balıklama atlayarak, Nadire Mater ve Güneydoğu'da savaşmış askerlerle röportajlardan oluşan eseri Mehmet'in Kitabı'nı yerin dibine batırmak üzere harekete geçti. Çölaşan, Mater'in CIA ile ilişkili bir vakıftan para alarak bu kitabı yazdığını ileri sürüp bunun üstüne fikirler yürüttü. Çölaşan'ın, ayrıntısıyla tahmin edilebileceği için hiç aktarmayacağım icraatının sergilendiği sayfada, Çölaşan'ın sütununun hemen yanında, koskocaman, Nadire Mater'in yazılı açıklamasına dayalı bir haber yeralıyordu. Mater burada, sözkonusu para meselesinin ne olduğunu ne olmadığını, adı geçen vakfın da Çölaşan'ın sözünü ettiği vakıfla, ikisinin de isminde yeralan bir ortak kelime yüzünden karıştırıldığını pek güzel izah ediyordu. Çölaşan'ın da anlayabileceği bir şekilde. Ama Çölaşan artık aradığını bulmuştu... In-ı-nıınnn!!!

Yukarıdaki kısa yazı Haysiyet'te 24 Temmuz 2001 günü yayımlandı. Bunu izleyen günler boyunca, Emin Çölaşan aynı konudaki hakaret ve suçlamalarını sürdürdü. Nihayet Ağustos sonlarına gelindi. Gerisi aşağıdaki yazıda.



"Köşeyazarı zararlısının yaşamı" belgeselinden dersler alalım
Tükürdüğünü yalarken horozlan

 

Hürriyet köşeyazarı Emin Çölaşan'ın, gazetenin genel yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök'ü bile rahatsız eden son icraatı ilginç bir meyve verdi. 2 Ağustos'ta Çölaşan, kimbilir hangi istişare ve temaslar sonucunda, günlerdir hakaretler ederek suçladığı insanların açıklamalarına yer vermek zorunda kaldı. Mehmedin Kitabı'nın yazarı Nadire Mater, bia.net kurucularından Ertuğrul Kürkçü, Avrupa Komisyonu Türkiye Temsilcisi Karen Fogg, Mater'e kitap çalışması için destek veren MacArthur Vakfı Başkanı Jonathan Fanton, Çölaşan'ın akla sığmaz iddialarına cevaplar verdiler.

Hoş, Çölaşan saldırısına başladığı gün, sütununun hemen yanında, sayfanın manşeti yapılmış haberde, Nadire Mater her şeyi zaten anlatmıştı (bkz. yukarıdaki kısa yazı). Ama basınımızın her yaşta zinde kuvveti Çölaşan bunu görmemeyi, Mater'in daha sonra yaptığı çeşitli açıklamaları duymamayı tercih etmiş, "Nadire Mater'den tık yok" diye yazılar yazmayı sürdürmüştü.

(Çölaşan'ın suçlamalarını ve verilen cevapları aktarmaya kalkışmayacağım. Merak ediyorsanız, son bir haftanın Hürriyet'lerine ve Medyakronik'e göz atın. Ayrıca, yine 2 Ağustos'ta, Kanada McGills ıniversitesi Sosyoloji Profesörü James Ron'un Radikal'de yayımlanan yazısını da okuyun. Emin Çölaşan'ın "CIA destekli" dediği vakfın tamamen ters bir faaliyet çizgisi olduğunu anlatıyor bu profesör. Radikal'e de helâl olsun, o yazıyı bastığı için.)

Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök'ün "köşeyazarlarına müdahale edilebilir mi, edilmeli mi?" tartışması açmasını vesile sayarak, Haysiyet'te birkaç gündür, köşeyazarlığı kurumunun "günlük gazete" dediğimiz nesnenin ruhuyla, işleviyle çeliştiğini, köşeyazarının gereksiz, ayrıca zararlı olduğunu anlatmaya, göstermeye çabalıyorum. (Lütfen Haysiyet'in son birkaç günlük sayılarına bir tıklayın ve okuyun. Zahmetinize değecek, taahhüt ediyorum.)

Köşeyazarlığını ve köşeyazarlarını tanımaya yarayacak yazıların, "memleketimizi tanıyalım" dersleri kapsamında, faydalı bir yardımcı eser olacağına inanıyor, bunu gözetiyorum.

Emin Çölaşan'ın Nadire Mater'e saldırısıyla başlayan hadisede bugün gelinen nokta, birkaç gündür tartıştığımız konular açısından fevkalâde bir fırsat.

Her şey yanlış, ama o "doğru" diyor

Çölaşan'ın bütün hakaretlerini, suçlamalarını aktarmayacağım, dedim, ancak temel "görüşünü" aktaracağım. "Görüş", bu olayda, suçlamak için fırsat kollanan birinin nihayet tutulup silkelenecek yerini bulmuş olma hissinin ötesinde bir anlama gelmiyor. Yani meselâ, sineğin nihayet ulaşabileceği mesafeye geldiğine hükmettiğinde kedinin sahip olduğu "görüş" gibi.

Şöyle dedi Çölaşan: Batı'nın istihbarat örgütleri, Türkiye'yi karıştırmak, vs. için, PKK'ya destek mahiyetinde işler yaptırıyor. ışte, CIA destekli bir vakıf, Nadire Mater'e para verip orduyu kötüleyen kitap yazdırdı.

Çölaşan'ın, bizzat köşesinde -kuşa çevirerek de olsa- yer vermek zorunda kaldığı açıklamalar da ortaya koyuyor ki, Mehmedin Kitabı fikri ve projesi Nadire Mater'e ait. Genellikle insan hakları ihlalleri, çevre konuları, uluslararası hukuk gibi konulardaki çalışmalara destek veren MacArthur Vakfı'na başvuruyor Mater. Destek alıyor, kitabı yazıyor. Bu tür destekler, Batı için normal, çünkü kitap yazacak bir insanın araştırma yapacağı, bunları değerlendireceği ve bu süre içinde geçimini başka yoldan sağlayamayacağı varsayılıyor.

Açıkça ortada ki, Çölaşan'ın senaryosuyla yaşanan birbirini tutmuyor. Ayrıntılara girerseniz, Emin Çölaşan'ın neredeyse her yazdığının, "bunlar eski solcu, ama kapitalist olmuşlar" gibi derin görüşler dahil, yanlış olduğunu görürsünüz.

Fakat köşesinde açıklamalara yer vermeye zorlanan köşeyazarımız ne yapıyor? "Sevgili okuyucularım," diyor, "sorularıma somut yanıt verilmiyor. Daha da önemlisi, ne yazdıysam doğru olduğu ortaya çıkıyor."

"Doğru"nun da altını çizmiş!..

Biz utanma sıkılma gibi konulara girmeyelim. Yolumuza devam edelim.

Yani köşeyazarı ne yapmış oluyor? Yalan söylüyor. Hoş, zaten genellikle söylüyordu. ıstelik insanları karalamak için söylüyordu. Ama şimdiki daha farklı. Aldığı "somut cevaplar" var, o "yok" diyor, ne yazdıysa yanlış, o "doğru" diyor.

ınanın, konu hiç önemli değil. Ne Nadire Mater ne de Ertuğrul Kürkçü'yü, sırf solcu oldukları için savunmayı aklımdan geçirmem. ıkisini de tanıyorum, ama yakın bir ahbaplığım yok. Bia.net'i, ne için kurulduğunu, nasıl çalıştığını az çok biliyorum. Sözkonusu Amerikan vakfının adınıysa bu yaygara vesilesiyle duydum.

Ama daha Çölaşan ilk yazıyı yazdığı anda, onların haksız yere suçlanmakta olduğundan emindim. Niye? Çünkü bir köşeyazarı olarak Emin Çölaşan'ı tanıyorum. Çölaşan, kurumsal tarafını bilemem ama, "duruş" olarak aidiyetini derin devletle ilişkili her konuda ortaya koymuş bir köşeyazarı. Adı "Susurluk" işine karışmış herhangi bir insana nasıl baştan güvensizlik duyarsam, ona da aynı güvensizliği duyuyorum. Meselâ Allah adına siyaset yapanlardan hiç haz etmediğim, üstelik öndegelenlerinin dürüstlüğüne de hiç güvenmediğim halde, Çölaşan onlar hakkında bir şey yazdığında, daha baştan, adamların muhtemelen haksız yere suçlanıyor olduğundan şüpheleniyorum.

Fakat bu da önemli değil. Çünkü Çölaşan sırf siyasî mücadele amacıyla birilerini -istediği sertlikte- eleştiriyor olsa, laf edemeyiz. Kendisinin, sık sık, hakaret davaları yüzünden mahkemelerce tazminat cezalarına çarptırılan bir kişi oluşuna da takılmayalım. Adam kendini tutamıyor, deyip geçelim.

Çölaşan yetkiyi nereden alıyor?

Ancak son örnekte gördüğümüz gibi, siyasî amaçlarını kişisel hırsıyla birleştirip herkese saldırabilme hakkını Çölaşan'a veren nedir? Konumu. Bu konumun adı nedir? Köşeyazarlığı.

Bir noktayı daha araya katayım: Son günlerde, Nadire Mater'in kitabını gündeme getirmeye yolaçacak bir gelişme mi oldu? Yani ortada bir "haber" mi vardı? Hayır. Sadece, Çölaşan, safdışı etmek istediği birilerini "harcamakta" işe yarar malzemeyle beslenmişti.

Ve son nokta: Emin Çölaşan, siyasî görüşüne yakın birileriyle birlikte çıkardığı bir dergide bütün bunları yazsa, aynı ölçüde etkili olabilir mi hayatta? Olamaz. Şimdi olabiliyor. Niye? Çünkü o bir "günlük gazete"de yazıyor. Bu, onu, bizden fazla birşeyler bilen, her şeyi bizden önce öğrenebilecek bir imtiyazlı insan sanmamıza yolaçıyor.

Şimdi şöyle bir tarif yapabiliriz artık: Köşeyazarı, güncellik ve doğruluk kaygısı gütmeksizin, gazetede yazıyor olmanın kendine verdiği nesnellik ve "haberdarlık" konumundan yararlanarak, şu ya da bu sebeple sevmediği herkesi karalama hakkı tanınmış bir yetkilidir.

Tabiî ki köşeyazarlarının hepsi, Emin Çölaşan gibi, bu "yetki"yi muhtemelen somut olarak tesbit edilebilecek yerlerden almazlar. Çünkü bu gereksizdir. Muhtemelen kimsenin Çölaşan'ı arayıp "bugün şunu yaz" demesi gerekmiyordur. Zaten böyle olması durumu daha da vahimleştiriyor, ilk anda düşünülenin aksine. Çünkü köşeyazarı, sınır tanımayan bir keyfîliği, zehrini istediği yere boşaltma imtiyazıyla birleştiriyor.

Ve biz, hayatta kendini ifade etmek için çaba harcamaktan kaçınan Türkiyeli gazete okurları, sırf bazı köşeyazarları o zehri bizim istediğimiz yere boşalttığı için, köşeyazarlığı konumunun meşruiyetini tartışmak bile istemiyoruz.

Emin Çölaşan örneği, Türkiye'de köşeyazarlığının zararlarını ve tehlikelerini herkese gösteremiyorsa, zaten ben burada niye uğraşıyorum, ben hiç gösteremem.


KÖŞEYAZARLIĞI VE YAZARLARIYLA İLGİLİ YAZILARIN TOPLU LİSTESİ >>>