Haberin ötesinde tek ihtiyaç, "uzmanca" yazılardır
"Köşeyazarı" gereksizdir

 

Önceki yazıda, "köşeyazarı" kurumunun anlamı, işlevi, içeriği üzerine kısa da olsa konuştuk. Şimdi bunların ışığında şu basit soruyu sormalıyız: Köşeyazarı gerekli midir?

Ben bunu tereddütsüz cevaplayabilirim: Hayır, gereksizdir.

Burası Türkiye olduğu, herhangi bir konuyu nesnellikle, soğukkanlılıkla, art niyetler, gizli çıkarlar aramadan tartışmak imkânsız olduğu için, şunları baştan belirteyim: 1. Zevkle okuduğum, kendilerinden birşeyler öğrendiğim, geniş görüşlü, öngörülü köşeyazarları elbette var. 2. "Köşeyazarı gereksizdir" derken tek tek insanları kastetmiyorum, bir konum, bir işlev olarak köşeyazarlığını kastediyorum.

Şimdi de herhalde bu görüşümün dayanaklarını açıklamam gerekiyor.

Gazetecilik, asıl olarak haberciliktir. Gazetenin görevi, dünyada olup bitenlere dair bizi bilgilendirmektir. Hangi konuyu nasıl değerlendirmemiz gerektiğini öğretmek, her haber ayrıntısını bir yorum tepsisi içerisinde bize sunmak, aslında gazetenin işi değildir. Gazete, "Banka müdürü yolsuzlukla suçlanıyor" diyebilir; "Yuh sana müdür bey!" falan diyemez.

Haberin ötesine geçmek zorunludur

Öte yandan, günler boyunca akıp gidenler olaylar, birbiriyle ilişkiliri haberler, bazen bir olayı anlamak için geçmişi bilmenin gerekmesi... gazeteyi gündelik haber sınırının ötesine geçmeye zorlar. Bu yüzden gazete, sadece olguların dümdüz, basitçe sıralanmasıyla yetinemez. Olan biteni daha derinlemesine anlamak ve olgular arasında bağlantı kurabilmek için ihtiyaç duyacağımız ek bilgi ve yorumları da bize sunmasını bekleriz. Bunlar, konuyu derinlemesine bilen, sürekli izleyen, bilgi birikimine ve gerekli bakış zenginliğine sahip uzmanlar tarafından yapıldığında anlamlı olur.

Dolayısıyla, gazetenin ihtiyaç duyduğu "yazar" türü, belirli bir konuda uzmanlık sahibi insandır. Ortadoğu uzmanı olabilir, tiyatro eleştirmeni olabilir, ıslâmcı siyasî hareketleri izleyen, bilen bir uzman olabilir, vs... Bu uzman kişilerin zaman zaman, haberler arasında bağlantı kurarak, öngörüler ve ihtimaller üzerinde durarak yorumlar yazmaları, bizi aydınlatır.

Gazetecilerin her işe bulaşmalarını meşru göstermek için sık sık sarıldıkları "gazetecilik tecrübesi" etkeninin sahiden anlamlı olması, belirli bir alanda muhabirlikten başlayarak zaman içinde uzmanlaşmış gazetecilerin tecrübesi kastediliyorsa mümkündür.

Bunun dışında, muhabirlikten gelmeyen, ama belirli bir konuyu ortalama gazete okurunun anlayabileceği yalınlıkta ifade edebilen uzman kişilerin yazılarının zaman zaman gazetelerde yeralması elbette gereklidir ve gazeteyi zenginleştirir.

Kısaca özetleyecek olursam: Bir gazetede haber dışında, haberin ötesinde yazılar yeralacaksa, bunlar ancak "uzmanca" yazılmış yazılar olabilir.

Bizim köşeyazarımız hangi alanda uzman?

Peki bizim ortalama köşeyazarımızın uzmanlık alanı nedir? "Hayat" galiba...

Bizim köşeyazarımız, ilkin, her konuda yazmaktadır. ıkinci olarak, asıl yaptığı bilgi vermek değil, bize tavır önermektir.

Kendilerini uzmanlık konularıyla sınırlayan ve dertleri bizim zihnimizi yoğurmak değil açıklamak, bilgi vermek olan köşeyazarları var bugün. Durduk yerde başıma iş açmamak için isimler vermiyorum. Ama üzerinde konuştuğumuz ölçütlerle bakarsanız, köşeleri "meşru" olan bu yazarları kolaylıkla ayırt edebilirsiniz.

Ama onların dışında bütün köşeyazarlarının köşeleri gayrımeşrudur. Bu "hayat uzmanları"nın bize öğretecek neleri vardır ki? Çok mu geniş görüşlüdürler? Çok mu engin bilgi hazineleriyle günümüzü geleceğimizi mi aydınlatmaktadırlar?

Ortalama köşeyazarı, aslında bizden çok daha fazla bilgisi görgüsü, birikimi, bakış zenginliği olan biri değildir. Toplumca köşeyazarını oturttuğumuz konum bu yüzden komiktir de. Aramızdan birini seçip yukarı oturtuyor ve bize akıl vermesini istiyoruz. Niye? Çünkü biz muhakeme yürütecek donanımı edinmek istemiyoruz. Kendimiz adına düşünmeyi lüzumsuz zahmet olarak görüyoruz. Öte yandan, tepkilerimizi, itirazlarımızı, rizikosunu da göze alarak bizzat dile getirmeye cesaretimiz yetmiyor. Birileri bizim adımıza kızdığımız kişilere küfretsin, hakaret etsin istiyoruz.

Yoksa, dünyanın hiçbir yerinde bulunmayan bu tuhaf köşeyazarlığı konumu böyle kök salar mıydı? Devlet bile, "aralarında bizim de adamımız olsun" diyerek, neredeyse her gazetede kendine bir köşe kontenjanı yaratır mıydı?

Lafı bağlayalım: Gazetelere, uzmanca yazılmış aydınlatıcı yazılar lâzımdır. Hikmeti kendinden menkul "hayat uzmanları"nın keyiflerine göre ahkâm kestikleri köşeler değil.
Devamı için
TIKLAYIN.

 


O halde köşeyazarı, "gazetenin Reha Muhtar'ı"...

 

Radikal'de (20 Ağustos) Hızır Tüzel'in Reha Muhtar'la bir söyleşisi yayımlandı. "Türkiye'nin en çok izlenen haber bülteni"nin mucidi, tasarımcısı, uygulayıcısı" Reha Muhtar'ın bu söyleşide yeralan bazı sözleri, "köşeyazarı nedir?" tartışmasına ilginç boyutlar katabilir.

Şöyle diyor Muhtar: "Gazetede haber yazarsın, bir de köşe yazarsın. Köşe yazdığın zaman eleştirirsin, zaman zaman fırça çekersin, istediğin gibi yorumlarsın. Televizyon da gazeteciliğin bir başka projeksiyonu. 'Bak Kekili' demek, 'Senin yaptığın doğru değil' demek. Benim televizyonda yaptığım bir tür köşe yazarlığı oluyor."

Daha ileride de, Hızır Tüzel, "Siz bayağı azarlıyor, hesap sorup, yargılayabiliyorsunuz," diyor Reha Muhtar'a. Reha Muhtar şu cevabı veriyor:

"O, işin biraz canlı yayın ve biraz da köşe yazarlığı tarafı."

Yani Muhtar'a göre "azarlamak, hesap sormak ve yargılamak", işin "köşeyazarlığı tarafı".

Köşeyazarlığı kurumu savunucuları bu tariften hoşlanmayacak elbette. İtiraz ve tepkileri göze alarak şunu sormak isteriz: "Reha Muhtar'ın dediklerinde gerçek payı yok mu?" Ve şunu: "Varsa nerede?"

Reha Muhtar'ın köşeyazarlığı tarifi üzerine düşünmekte yarar var. Reha Muhtar'ın yaptıklarını beğenmeyebilirsiniz -biz de beğenmiyoruz- ama kendisi yıllarını "bu meslek" içinde geçirmiş bir gazeteci. Ve bu yılların ona kazandırdığı köşeyazarı tanımı bu. (21 Ağustos 2000)

 

KÖŞEYAZARLIĞI VE YAZARLARIYLA İLGİLİ YAZILARIN TOPLU LİSTESİ >>>