M U H A T A B I M I Z MM U R A TMB İ R S E L . . .


Ya, sen ne karışıyorsun ki?!

 

Sabah gazetesinde, "İzlenimler" köşesinde kendisinin ve başkalarının izlenimlerini aktaran Amerikan tarzı light köşeyazarı Murat Birsel, 30 Ekim günü Ermeni kırımı konusuna dalarak konuyu bir züccaciyeci dükkânına çevirdi.

Birsel, Ermeni silahlı örgütü ASALA'nın eylemlerinde hayatını kaybeden Türk diplomatlarını, ASALA'nın elçilik işgâli, THY bürosu basma vs. eylemlerini içeren bir kronoloji sundu, ancak hazırladığı listede eksiklerin olabileceğini, "dokumante etmediğini" belirtti ve dışişleri bakanlığından eksiklerini tamamlamasını istedi.

Birsel konuya önemli açılımlar getiriyor. "Amerikalı dostlarımıza hatırlatmak lâzım" gelen şu nokta var meselâ: Amerikan büyükelçiliklerinden birine saldırı yapılırsa Amerikalılar nasıl tepki gösteriyormuş? "Saldırı hangi ülkeden kaynaklanıyorsa gidip o ülkenin başkanlık sarayını bombalıyorlar," diyor Murat Birsel. "Bu hesaba göre," diye anlatıyor vardığı sonucu, "bizim Erivan'ı yerle bir etmemiz gerekirdi." Ama "biz, adamlar açlıktan ölmesin diye yardım koridoruna izin veriyoruz"...

"Gel de yanma"... Birsel yanıyor: "Dünyaya insanlık dersi veriyoruz. Anlayan yok!"

Bakın hele, Murat Birsel zaman zaman yayımladığı Amerikan testlerinden nasıl da mantıksal sıçramalar yapmayı öğrenmiş, nasıl da çıkarsamalar yapıyor: "Amerika Osmanlı'nın durumunda kalsaydı iki üç tane atom bombası atardı... Adı, katliam falan değil, 'National Security' olurdu."

Uluslararası politika, tarih ve diplomasi alanlarının yeni uzmanı, yazısının sonunda, "adamlar"ın, bizi bölüp yönetmeye çalıştıklarını, bizimse "kendi içimizde tepiştiğimizi" belirtip, "birlik ve beraberlik mesajlarımızı sadece bayramdan bayrama vermemiz"in ne kadar yetersiz olduğuna dikkat çekiyor.

Son yıllarda medya alanında yaşanan gelişmelerin en kötülerinden biri, zaten hayatın bütün alanlarına yayılmasıyla yeterince problem yaratan köşeyazarlığı müessesesini bir de entelektüel anlamda "sorumsuz" kimselerle doldurması oldu. Bu sorumsuzluğu, aklının ermediği konuda ahkâm kesme, ele aldığı konunun gerektirdiği hassasiyete geçen yıldan cepte kalmış sinema bileti muamelesi yapma, yazdıklarının anlamı konusunda iki dakika durup düşünmeme vs. diye tarif edebiliriz.

"Amerika Osmanlı'nın durumunda kalsaydı iki üç tane atom bombası atardı" cümlesinin bir günlük gazetede ciddî ciddî yeraldığına mesleğine azıcık saygısı olan hiçbir gazeteci inanamaz. Ama biz, inanmasak da bu kirliliğe mâruz kalıyoruz. Köşe logosundan temiz temiz, pembe pembe gülen bir köşeyazarının "bizim de Erivan'ı yerle bir etmemiz gerekirdi" diyebildiği bir ortam için artık "light" falan gibi nitelemeler kesmiyor.

(Değerli Medyakronik okurları, sitemizde asıl faaliyetimiz eleştiri olduğundan, maksadımız da gazetecilik mesleğinin daha doğru dürüst yapılmasına katkıda bulunabilmek olduğundan, yazılarımızda kullanacağımız üslûba hep özen göstermeye gayret ediyoruz. Kırıcı, karalayıcı olursak yaptığımız işi anlamsızlaştıracağımızı biliyoruz. Ancak yukarıda ele aldığımız yazı gibi örnekler sözkonusu olduğunda genel tarzımızı korumakta zorlanabiliyoruz.

Sözkonusu yazar ve benzerlerinin hiç değilse kafadan "light" sayılmayacak konulara el atmaması ve ilâve kirlilik yaratmaması konusunda medyadaki meslektaşlarımızdan destek, bu yazının üslûbu konusunda hoşgörü bekliyoruz. (30 Ekim 2000)