"Mayınlı alan"a dalıyorum, olacaklardan sorumlu değilim
Ne ayaktır şu "köşeyazarı"?

 

Nihayet hiç değilse konu ediliyor: Köşeyazarlığı ne ayaktır?

Konuyu Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök ortaya getirdi. Özkök, köşeyazarları her istediğini yazabilir mi, gazete yönetimi onlara müdahale edemez mi, bu yazarların bir tür köşe peygamberine dönüşmeleri hak mıdır... gibi sorular sordu. Ama bütün bunları, "köşeyazarı herkese canının çektiğince hakaret edebilir mi?" gibi aslında gayet kısır bir kapsama hapsetti. Bu kadarını bile çekinerek yapıyordu, kendi dediğine göre, çünkü burası bir "mayınlı alan"dı, öyle gelişigüzel girilmezdi.

Vesile galiba Çölaşan'dı

O sırada Emin Çölaşan, Mehmet'in Kitabı'nın yazarı Nadire Mater'in CIA destekli vakıflardan paralar aldığını, Türkiye'ye karşı ne gibi ihanetler içinde bulunduğunu, nasıl PKK propagandası yaptığını, Ertuğrul Kürkçü ile birlikte Avrupa'dan da para alarak bia.net'i nasıl kurduğunu ve bu durumda nasıl bazı başka ihanetleri de araya sıkıştırdığını, dışarıdan para alan solcu bozuntusu alçakların, döneklerin, kalleşlerin, pezev... pardon, aklımda tam kalmamış, yani, Çölaşan tarzı suçlamalarda bulunuyordu, demek istiyorum. Yani Emin Çölaşan yine birilerine hakaretler etmekle meşgûldü.

Üstelik, bu yeni kampanyasına başladığı ilk gün, yani Nadire Mater'in cevaplamasını istediği soruları ortaya attığı gün, Mater, Çölaşan'ın yazısının yeraldığı sayfada, tepede, koskocaman verilmiş bir haberde, gerekli bütün açıklamaları yapmıştı.

Çölaşan birkaç gün üstüste bu konuyu işledi. Nadire Mater'in açıklama yapmış oluşuna rağmen, "Nadire Mater'den tık yok" gibi yalanlar söyleyerek.

Çölaşan'ın kaybettiği hakaret davalarının belki artık gazeteye yük olmaya başlayan tazminat ödemeleri yüzünden midir, bilinmez, Özkök, "köşeyazarı keyfine göre sallayabilir mi" tartışmasını açtı.

Bu tartışmaya çeşitli gazetelerde çeşitli yazarlar katıldı. (Star'da Umur Talu (28 Temmuz) ve Sabah'ta Okay Gönensin (30 Temmuz), okumanızı tavsiye edeceklerim.) Şimdi ben de katılıyorum, nâçizane.

Bir biyonik adam olarak köşeyazarının portresi

Köşeyazarının neye hakkı var, neye yok, ona müdahale edilir mi, bunlara cevap aramadan önce, köşeyazarı ne ayaktır, ona bir bakalım.

Dünya basınının akıl edemediği için tesis de edemediği bu seçkin kurum, bir tek bizde var, biliyorsunuz. Bunun rastgele bir durum olmadığını bilmeli ve önemsemeliyiz. Niyesine birazdan geleceğiz.

Köşeyazarını şöyle tarif edebilir miyiz?

Dünyada ve Türkiye'de, tarihte veya bugün olup biten her şey hakkında fikir söyleyebilen bir insan.

Köşeyazarlarımızın bir haftalık performansına bile baksak, bunu rahatça söyleyebiliriz.

Herhalde tartışmaya gerek yok ki, bu doğruysa, köşeyazarı çoğu zaman aslında pek de ötesini berisini bilmediği konularda görüş beyan eden biri durumuna düşmektedir. "Gazetecilik tecrübesi", öyle sanıldığı gibi, her şeyi öğretmez insana. Aksine, gazetecilik mecburen aynı anda pek çok konuyla uğraşmayı gerektirdiğinden, insanın bilgilerinin yüzeysel kalması tehlikesi büyüktür.

Şunu da söyleyebiliriz: Köşeyazarı, bize nadiren bilgi veren, kural olarak, kendi yorumunu aktaran, çoğunlukla tavır ve yaklaşım öneren bir bilge, bir önderdir.

Bu durumda da şunu sormalıyız: Ona bu yetkiyi veren nedir? Köşeyazarı olması...? Olamaz, çünkü bir konumun meşruiyetini bizzat o konum sağlayamaz. O halde nedir?

Şudur: Bizim ona atfettiğimiz bir işlev.

Yukarıda, her şeyi bilen köşeyazarı konumunun yalnız Türkiye'de bulunmasının bir tesadüf olmadığını ileri sürdüm. ışte o bununla bağlantılı. Çünkü biz, eğitim sistemimizin zihnimizde yarattığı tahribatın da sonucu olarak, birkaç olguyu, bilgiyi biraraya getirip, yoğurup, karşılaştırıp, eleyip, dokuyup, bunlardan sonuçlara varma alışkanlığı ve yeteneği pek sınırlı bir toplumuz. "Muhakeme" kavramı bize yabancıdır. Birilerinin bizim adımıza düşünüp "işin esası budur" demesi işimize gelir.

Hele o birileri, bizimle aynı zihniyeti paylaşıyorsa, dile getirdikleri de, sadece bizim paylaşmak ve kamuoyu önünde açığa vurulduğunu görmek istediğimiz tepkilerimizse, köşeyazarına bir taraftar gibi bağlanırız da. Köşeyazarında, bizi onaylayan, mevki makam sahibi, güçlü bir koruyucu buluruz.

Böylece hem yeni bir şey öğrenmek zahmetinden kurtulmuş oluruz hem de "bizim de sesimiz çıkıyor" hissine, genellikle de yanılsamasına kapılırız.

Bu yüzden, "şu gazete iyi, bu gazete kötü" tartışmaları genellikle o gazetelerin köşeyazarlarının öne sürülmesiyle başlar. "Haber", bizi zorlayan, aşan, gereksiz iş çıkaran bir nesnedir.

ıçüncü olarak... Köşeyazarının bilgi veya "haber" veriyor olması elbette mümkündür. Bu durumda da onun bir günlük haber organı olarak günlük gazetenin yapısını bozduğunu ileri sürebiliriz. Çünkü şu soru, meslekî açıdan dünyanın en meşru sorusudur: Bir bilgi, "haber" ise o niye gazetenin haber sayfalarında değil de köşeyazarının köşesindedir?

Bu yazıda bu kadar. Devamı için TIKLAYIN.

 

KÖŞEYAZARLIĞI VE YAZARLARIYLA İLGİLİ YAZILARIN TOPLU LİSTESİ >>>