Milliyet ile Hürriyet'in Aziz Yıldırım haberleri - ibretlik kıyas
Fener başkanına tehdit!?

 

Fenerbahçe başkanı Aziz Yıldırım, İTÜ'de bir panele katıldı. 7 Kasım tarihli gazetelerde geniş geniş yeralıyor. Haberi bir Milliyet'ten, bir de Hürriyet'ten okuyunca, artık kanıksamış olmamız gerekir, ama olmuyor, yine şaşkına dönüyoruz. İç ayrı noktadan karşılaştıralım, bu iki güzide gazetemizin yazdıklarını.

Pankart mı çıkıp gitme mi?

Milliyet'e göre, Yıldırım konuşurken Galatasaraylı öğrenciler, "Sıfırbahçe" yazılı bir sarı-kırmızı pankartla içeri dalıyorlar. Kimse müdahale etmiyor. Bunun üzerine Aziz Yıldırım, "Bu tavırlarıyla kalitelerini gösterdiler," diyor.

Milliyet bunu pankartlı fotoğrafın resimaltında belirtiyor. Spottaysa Yıldırım'ın şöyle dediği iddia ediliyor: "Ali Sami yen Stadı'nda yapılan hakaretlerin yanıtı 55 bin kişilik stadımızda verilecek".

İkisi arasında bir bağlantı yok.

Hürriyet'e göreyse, Yıldırım'ın "Ali Sami Yen'deki hakaretler"i anmasına, Galatasaraylı öğrencilerin protesto eylemi yolaçmış. Ancak bu gazete, eylemi şöyle tarif ediyor: bir grup Galatasaraylı öğrenci, slogan atarak salondan çıkıp gitti. (Hürriyet'te de pankarttan bahis yok.)

Yıldırım bunun üstüne şöyle demiş: "Ali Sami Yen Stadı'nda yaşanan tatsızlıkları 50 bin kişilik stadımızda yapmayacağız."

Yatıştırdı mı, tehdit mi etti?

Görüyor musunuz, Aziz Yıldırım'ın Fener stadı için kaç kişilik dediği bile farklı. Futbol medyası için beş bin kişinin ne önemi var ki, canım? Değil mi?

Ama asıl büyük ve tehlikeli fark, Yıldırım'ın tavrının 180 derece farklı aktarılmasında. Hürriyet'e göre Fener başkanı yatıştırıcı sözler ediyor, Milliyet'e göre ise "biz de onlara günlerini gösteririz" diye tehdit savuruyor. Milliyet, üstelik, bu lafı spota çıkarıyor!

Basını övdü mü, eleştirdi mi?

Gelelim balığın büyüğüne.

Hürriyet ile Milliyet'in Aziz Yıldırım haberleri arasındaki bir başka çarpıcı fark da, başkanın basın konusundaki sözlerine ilişkin.

Milliyet'e bakarsak, Yıldırım, "Medya kitleler arası bilgi alışverişinde beşinci güçtür," demiş. Şuursuzluğa fazla takılmayalım. Ne demek "kitleler arası bilgi alışverişinde beşinci güç"? İlk dördü hangi güçlermiş? Tamamen saçmalık ve duyduğu lafı anlamama ve ekstra cehalet eseri.

Ama sorun bundan ibaret değil. Milliyet, haberinin bu parçasına "Basın 5. Güç" arabaşlığı da atmış, üstüne üstlük! Parçanın sonunda, Yıldırım'ın "spor basınından şikâyetçi olduğu ve tekziplerinin yayımlanmadığını söylediği" yeralıyor. Tek cümle olarak. Şöyle bir bakıp geçerseniz, arabaşlık tarafından kandırılıyor ve Yıldırım'ın medyanın önemini vurguladığını sanıyorsunuz.

Hürriyet ise, Yıldırım'ın sözlerinden yaptığı küçük çerçevelerin birini, Fener başkanının somut bir olayla ilgili olarak basından yakınmasına ayırmış: Ancelotti'nin Fener tesislerini ziyareti sırasında bir türlü rahat vermeyen gazeteciler mevzuu.

Hürriyet ayrıca, "Basından üstü kapalı tehdit" başlığı attığı bir çerçevede, Yıldırım'ın -aslında büyütülmesi gereken asıl unsur olan- şu sözlerine yer veriyor: "...Yıldırım, 'Bir keresinde yalan haberden dolayı tekzip gönderdiğimiz gazetenin yöneticisiyle görüştük. Beni üstü kapalı olarak tehdit etti. Biriyle beraber olduğumu duyduğunu ve bunu yazmadığını dile getirerek, beni bir anlamda etkilemeye çalıştı' diye konuştu."

Olaya bakar mısınız? Milliyet'in "tekziplerinin yayımlanmadığından yakındı" diye "özetlediği" olay, alenen, Fenerbahçe başkanının bir gazete yöneticisi tarafından tehdit edilmesi: "Biz de senin kırıklarını biliyoruz, tepemizi attırırsan yazarız," denmiş adama resmen.

Haydi Hürriyet neyse, hiç değilse bunu ayrı bir çerçeve yapıp sunma gereği görmüş. Milliyet'in bunda haber değeri görmemesi ne kadar tuhaf...

Şimdi, Milliyet'in Aziz Yıldırım haberini elimize aldığımız anda karşımıza çıkan sorunları sıralayalım:

Haber eksik, yanlış, okuru yanıltacak şekillere sokulmuş, muhabir duyduğu lafı anlamamış, anladıkları da en olmayacak yerinden makaslanıp aktarılmış, yatıştırıcı sözler kışkırtıcı tehditlere dönüştürülmüş, normal gazeteciliğin büyüteceği "flaş" unsur haberde hiç yeralmıyor... daha sayayım mı?

Bitirirken: Sen, Fenerbahçe başkanını bile tehdit edebilen bir gazetecilik pozisyonunun analizini yapabilir misin, Erman Hoca? (7 Kasım 2001)

SAYFA BAŞI


Haber küçüktür, mide bulandırır - "Avusturya dağıldı"
Bir karakter testi

 

Neşeli misiniz - karamsar mı? Tutkulu musunuz - mesafeli mi? Ağırbaşlı mısınız - heyecanlı mı?

Karakter özelliklerimizi tanımamızı sağlama iddiasında testler vardır hani, gazeteler pek severler.

Basın, karakterimizi tanımamıza sadece testlerle değil haberleriyle de yardımcı oluyor. Son örnek, Hürriyet'in spor sayfasından bir haber:

"Avusturya dağıldı". Bir dişi bant var, Sergen'le Avusturya kalecisi Wohlfahrt'ı Sergen'in o muhteşem gollük pasından hemen öncesinde gösteren fotoğrafın üzerinde: "5-0'ın şokunu yaşıyorlar".

Haberde, Avusturyalıların "yenilginin şaşkınlığını yaşadığı" belirtiliyor, teknik direktör Otto Bariç'in görevden alınmasının gündeme geldiği bildiriliyor, bazı futbolcuların millî takımı bıraktıkları bilgisi veriliyor.

Şimdi size haberin son kısmını aktarıyorum:

"Bu arada takım kaptanı Andreas Herzog, Türkiye'nin iki maçta da bileğinin hakkıyla kazandığını söylerken, Mario Haas, 'Nerede olduğumuzu gördük. Açıkçası Türkiye bizden çok daha iyiydi' yorumunu yaptı."

Şimdi size soruyorum (karakter testi): Önünüze bu ayrıntılar toplansa, hangisini daha çok önemser, hangisini büyütür, haberinizin başlığına hangisini yerleştirirdiniz?

Şu anda derhal bana cevap veremeyeceğinize göre, benim görüşüme kulak vermek durumundasınız: Elbette Herzog ile Haas'ın sözlerini alır, epeyce büyüterek verirdim. Çünkü, bir futbol takımı için, yendiği takımın futbolcularının "evet, onlar bizden iyiydi, hakkıyla kazandılar" demesi kadar değerli bir durum yoktur. Övünmek istiyorsak, buyurun işte, en güzel vesile ve kanıt birarada.

Ama hayır! Türk gazetecisi bununla o yerin dibine batasıca gururunu tatmin edemez. Çünkü gururu sahici bir temele dayanmaz. Öyle olsa, tatmin fırsatlarının en sahicisi önüne gelmiş, alıp değerlendirmez mi? Hayır. Edemez.

Aksine, tam bir mahalle maçı haleti ruhiyesiyle, "Nasıl geçirdik, yerden kalkamadılar!"ı tercih eder.

ışi büyütecek ve Kıbrıs sorununu da, AB üyeliği meselesini de aynı haleti ruhiye yüzünden halledemediğimizi ileri süreceğim. Futboldaki başarının niye Türk futbol medyasına rağmen elde edilmiş, katmerli bir başarı sayılması gerektiğini de çok güzel açıklayan bir durumla karşı karşıya olduğumuzu ilâveten belirtmek istiyorum.

Tekrar edeyim: Bir yanda, yenilen takım futbolcuların yenenin hakkını teslim etmesi, öbür yanda, "dağıldılar, bittiler, bi koyduk bi daha kalkamadılar" şımarıklığı. Tercih sizin beyler.

SAYFA BAŞI


Hem adamın köşe başlığını al hem de şaibeyi paylaştır
Erkan Goloğlu'na sarı kart

 

Radikal'in kaliteli ve değerli Futbol dergisinde (ona "ilâve" demek hem yanlış -ayrıca satılıyor- hem de yazık, çünkü basbayağı dergi) "Yakından Kumanda" adlı köşenin sahibi Erkan Goloğlu muhterem, sarı kartı hak etti.

Kendisi, herhalde nihayet ikaz edilmiş olmalı ki, köşesinin adının, yayıma başladığı günden beri Medyakronik'te yazan Gökhan Özcan'ın köşesinin adından "mülhem" olduğu iddialarını cevaplama gereği hissetti. Ve bunu hem kendisini uyarmamış olan dergi sorumlularını ve kendisini tamamen temize çıkaracak hem de "apartma" şaibesini bizim Gökhan Özcan'a da sıçratacak şekilde yaptı.

Şöyle dedi, Erkan Goloğlu adıyla yazan zat:

"Bu e-mail âlemine girdik ya, sağolsun, bizim oğlanın yardımıyla internet camiasına da girebiliyoruz. 'Ara' komutundan 'Yakından Kumanda'ya girdik. Medyakronik diye bir siteden Gökhan Özcan diye bir kardeşimiz veya büyüğümüz... bu adla bazı yazılar yazmış. Okudum, helâl olsun, enteresan tesbitleri var. Fakat bizi bilen bilir, bizden bu adı aldıysa, paylaşmaktan gurur duyarız. Keşke herkes, her allâme yakından kumanda yapsa. Biz sonradan almışsak, harbiden rasat noksanlığımızdandır..."

Medyakronik, 2000 yılının mayıs ayında yayıma başladığında Gökhan Özcan'ın "Yakından Kumanda"sı vardı. Radikal Futbol yaklaşık dört aydır yayımlanıyor. Yani Goloğlu Bey veya Radikal Futbol'un sorumlularından herhangi biri, arada geçen on dört (14!) aylık süre içinde Medyakronik'teki "Yakından Kumanda"dan haberdar olmamış, öyle mi? Ne demek "biz sonradan almışsak"? Nasıl olur? Kimileriyle ben bizzat kaç defa konuştum. Erkan Goloğlu adıyla Radikal Futbol'a yazan zat, haydi diyelim ki kimse tarafından uyarılmamış, bugüne kadar da Medyakronik'in varlığından haberdar değildi, Gökhan Özcan'ın köşesini görmemişti, falan, şimdi gördüğünde aklına "Acaba bu ne zamandır var?" sorusu da mı gelmedi? Okurlarının zihninde Gökhan Özcan için, "o da benim köşemin adını çalmış olabilir" izlenimini yaratırken hiç mi sorumluluk hissetmiyor?

Öküz altı buzağı diyarında yaşadığımız için belirteyim: Bu satırların, bir yazısında benim hakkımda ortaya attığı, "futbolun tozunu toprağını pek yutmamış galiba" iddiasından ötürü duyduğum kızgınlıkla ilgisi yok. Bunu hatırlatışım da, muhterem Goloğlu'nun hayatta bilmediği şeyleri sorup soruşturma konusunda azıcık isteksiz olduğunu göstermek için.

Haydi bana gıcık olmuştur, benim ne zaman ne şartlarda ne kadar top oynadığımı araştırmayı da fuzulî bulur, böyle der. Sonuçta pek önemli bir şey değil.

Ama Gökhan Özcan'ın köşesinin adını -bilmeden de olsa- alıp kullandığı için ondan -ve tabiî Medyakronik'ten- özür dilemesi gerekirken, Gökhan Özcan'ı şaibeli duruma sokması alenen ayıptır.

Radikal Futbol'un -Medyakronik'i bildiklerinden ve zaman zaman takip ettiklerinden emin olduğum- sorumlularının, Erkan Goloğlu'nun köşesinin adı konurken Gökhan Özcan'ın "Yakından Kumanda"sını akıllarına getirmemiş veya getirip boşvermiş olmaları da sarı kart konusu tabiî.

Ama onlar hiç değilse çıkıp Erkan Goloğlu'nun üstündeki şaibenin yarısını Gökhan Özcan'ın sırtına yüklemeye kalkmadılar. Goloğlu'na gösterilecek kartın rengi, sadece ve sadece, bariz gol şansı olmadığından sarıdır.

Şöyle bitireyim, Goloğlu tarzına da uygun düşsün:

Bizim hakemliğimiz azıcık laçka. Elimiz göğüs cebimizde bekleriz. Özür dilemek için geç değil. Aynı sütunda aynı puntoyla vesaire özür dilesin, koyalım kartı yerine. Aksi halde, bundan böyle Goloğlu'nun köşesini kalıcı bir buruklukla okur, çoluğumuza çocuğumuza, "Evlâdım, sen sanatına bak, sanatçıyı boşver" muhabbeti yaparız.

SAYFA BAŞI


Büyüklerin basını | Bol keseden | Ağıza laf oturtma | Kışkırtma ve kızıştırma faaliyetleri | Linççilik illeti | Futbol âlemi | Futbol kitapları

.