'Dibe vurma' tedavülden kalktı

 

StarSpor, başından beri izlediği yayın çizgisi ile nihayet terimler sözlüğümüzden 'dibe vurma'yı çıkarmamıza yolaçtı. Çünkü bu terim aynı özne için anca bir defa kullanılabilir.

StarSpor'un 25 Ocak'ta manşetten verdiği haber, Gençlerbirliği Başkanı İlhan Cavcav'ın sözlerini içerme iddiasında. Tabi' ki, 'Özel Röportaj' damgası taşıyan bu haberde Cavcav'ın bu sözleri nerede, ne zaman, hangi vesileyle, kime söylediğine dair tek bilgi yok. Dolayısıyla, haberin sahiciliğinden fena halde kuşkuluyuz, bu bir.

Ama futbol basını sözkonusu olunca, uydurmacılığı normal vaka saydığımızdan bunu geçiyoruz. Zaten StarSpor, koyduğu resimaltında Cavcav'ın 'her fırsatta' üç büyüklere çattığını belirterek, haberi zamana bağlılıktan kurtarıyor sağolsun. Biz de yiyoruz...

StarSpor'un 'özel röportaj'ına attığı başlık, bizi daha çok ilgilendiriyor. 'İrkiltiyor' mu deseydik? Çünkü StarSpor her şeye rağmen bizi hemen her gün yeniden irkiltmeyi başarıyor.

Bu başlık şu: 'İlhan Havhav fena coştu'. Yani, Gençlerbirliği başkanına 'köpek' denmiş oluyor. Havlamış yani başkan, StarSpor'a göre.

Bilmiyoruz Cavcav ne yapar. TeleOn'un kardeş kuruluşu Star gazetesinin maç yayınları meselesinden ötürü Kulüpler Birliği Başkanı Cavcav'a 'havhav' dediğini tesbit etmek için uzmanlığa gerek yok. Bu, sözkonusu kuruluşun, çıkar mücadelesinde benimseyebileceği yöntem ve üslûbun sınırlarını, daha doğrusu sınırsızlığını gösteren ibretlik bir olay. Ama artık ne ibreti..? Dedik ya, 'dibe vurma' terimi bile tedavülden kalktı. (24 Ocak 2001)

SAYFA BAŞI


Fanatik'in anketinde 'Fener şampiyon' çıkmış
Sakın okurlar Fenerli olmasın?

 

Önce okuyoruz (31 Ocak tarihli Fanatik'ten):

"Fanatik okurlarının şampiyonu Fenerbahçe

"Türkiye 1. Futbol Ligi'nde 'Bu sezonun şampiyonu sizce kim olacak' konulu anket'te Fanatik okurları Fenerbahçe dedi.

"Toplam 245634 kişinin katıldığı ankette, Fenerbahçe 79476 oyla (%32) 1. olurken, 2.liği 73014 oyla (%30) Galatasaray aldı. İki hafta boyunca süren anket boyunca iki ezeli rakip Fenerbahçe ve Galatasaray arasında çekişme yaşanırken, anketin genelinde önde olan taraf Fenerbahçe 1. oldu. Anket'in ilgi çekici yanı 51570 (%21) oyla 3.olan Beşiktaş'ın ardından dördüncü olan Gaziantepspor'un 33755 (%14) oyla, bu sezona kadar 6 defa şampiyonluğu bulunan Trabzonspor'u geride bırakması oldu."

Futbol takımı taraftarı olmanın güdülerini, taraftarın normal refleks ve davranış tarzlarını az buçuk bilen herkes, herhangi bir taraftarın asla, herhangi bir ankete katılıp başka bir takımın şampiyon olacağını söylemeyeceğini bilir. Aksine, takımının şampiyonluğuna pek ihtimal vermese bile bir taraftar, sırf 'ankette şampiyon çıktık' ile bir süre idare edebileceğinden, o ankete katılıp 'biz şampiyon olacağız' der.

Fanatik'in anketi neyi gösterir: Fanatik'in okuru olan çeşitli taraftarlar arasına Fenerlilerin ankete daha çok katıldığını, yok eğer, çeşitli takımları tutan taraftarlar ankete görece eşit oranlarda katıldıysa, bu gazetenin okurları arasında Fenerlilerin çoğunluk oluşturduğunu.

Özal'lı yıllarda hayatımıza giren ve bir anda en güvenilir müessese, en bilimsel ve en sahici gösterge kabul edilen anketler, kamuoyu araştırmaları ve bunların sonuçları, aslında hiç de uluorta kullanılmaması gereken, gayet güvenilmez şeylerdir. Bu yıl yapılacak herhangi bir ankette, kaç yıldır şampiyonluk özlemi çeken ve kaç yıldır ilk defa bu sezon, bu özlemi giderme konusunda cidd' bir ümit besleyebilen Fenerbahçe taraftarlarının böyle bir ankete daha büyük hevesle katılacağına şüphe yok. Galatasaraylılar zaten artık Türkiye'deki pozisyonlarına tal' önem veriyorlar. Beşiktaşlılar ise sebepsiz bir moral bozukluğu içerisinde. Trabzonluların hali ankette Gaziantep'e şans verenlerin onları geçmiş oluşundan belli.

Demek istediğim, herhangi bir anketin sayısal sonuçları, sayıyla ölçülemeyecek birtakım olguları hesaba katmaksızın hiçbir şey ifade etmez.

Yine de Fanatik'e helâl olsun, özellikle Galatasaraylıları bir defa daha kızdırmayı göze alarak bu anketin sonucunu ilân etmişler. Ama belki de 'Fenerbahçe'ye oynama' politikası yine ağır basmıştır, bilemeyiz. (31 Ocak 2001)

SAYFA BAŞI


Millî Gazete spor servisine göre biri "koyar", öyle hamile kalınır
Gizli kalmış arzular fışkırıyor

 

Belli ki sıkı cimbomlu birilerinin yönettiği (eğer böyle değilse durum daha vahim) Millî Gazete spor servisi, sarı-kırmızılıların 1-0 kazandığı maçı "Gebelik testi yapılır" manşetiyle duyurmuştu okurlarına. Bununla ne anlatmak istediklerini açıklamamız gerekmiyor ilk anda. Birazdan göreceğiz ki, gerekecek.

Millî Gazete'nin bu "şok" manşeti, "şok" lafının hakiki ve yerinde bir kullanımına meydan vermesi bakımından ilâve hizmet sayılabilir. Bunu geçelim.

Milliyet, 16 Şubat'ta, Millî Gazete'nin bu başlığının hesabını Necmettin Erbakan'dan sordu: "Hocam, bu başlık ne?" diyerek. Hem de birinci sayfadan.

Milliyet, iş edinmiş, "Hak geldi batıl zail oldu" lejandlı gazetenin spor servisi şefiyle de görüşmüştü. Millî Gazete Spor Müdürü Bilal Yüksel, Milliyet'e, Galatasaray'ın kaybedeceğini düşünenlerin skordan ötürü "şiştiğini" belirterek başlamış, "şişince test yapılır" diye hatırlatmış, "Biraz argo gibi görünüyor ama değil," demişti. Yüksel, "Bin insan nasıl hamile kalır?" sorusunu sormuş ve kendi cevaplamıştı: "Koyduk manasına geliyor."

Yukarıda, Millî Gazete'nin başlığının anlamını açıklamamız gerekeceğini söylemiştik. Açıklıyoruz: Bir insan nasıl hamile kalır? Şöyle: Birisi ona "koyar", öyle. Meselâ evli erkekler karılarına "koyar"lar, kadınlar da böylece hamile kalır, çocukları olur, evleri mutlu bir yuva haline gelir... En azından Millî Gazete spor müdürüne göre böyle.

Gelelim bizi medya eleştirisi kapsamında daha çok ilgilendiren fasla. Millî Gazete spor müdürü diyor ki: "Bu tür başlıkları hep diğer gazeteler atacak değil ya, biraz da biz atalım... Sporda bu tür başlıklar gidiyor."

Doğru söylüyor. Çünkü bu bir zihniyet, bir düşünce, hattâ hayat tarzıdır. Nasılsanız öyle davranırsınız. Gizlemeye çalışsanız bile gün gelir bir yerinden pırtlar.

İkinci olarak, inananların gazetesinin spor müdürü belli ki uzun süredir kıskançlıktan ötürü ıztıraplar içerisindeymiş. Bayağılık niye birilerinin tekelinde olsun ki? O da istiyor...

Ve tabiî işin en az Millî Gazete'nin spor servisinin marifeti kadar "şok" sıfatını hak eden öbür yanı: Bu başlığa takıla takıla Milliyet takılmış. Haydi, Milliyet'in spor servisi takılsa, neyse. Çünkü Milliyet'in spor sayfalarında en azından bu tür bir başlık yeralmaz. Fakat takılan, ne bedenine giren egzos borusundan ötürü barsakları parçalanmış, beş çocuklu, işsiz bir adamın, ne tecavüze uğrayan küçük bir çocuğun vicdanlarında en küçük kıpırtı yaratabildiğini gördüğümüz Milliyet yazıişleri! Milliyet'in bu başlıkla ilgili haberinin hemen yanında, şöyle bir haber yeralıyor meselâ: "Emniyet Müdürü'nden amirlere ilgi talimatı: 'Polisi sevin, intihar etmesin'". Pek çok genç polisin canına kıymasının ciddiye alınacak boyutlarda bir sorun olduğu Türkiye'de, Milliyet yazıişlerinin bu konuya yaklaşımındaki duyarlılık bu işte: Aman, sevin de intihar etmesinler... İşin ucunda insanların ölmesi değil de sanki kızıp duvara bardak sallaması falan var.

Velhâsıl, son haftaların en ilginç olaylarından biri bu. Millî Gazete spor servisinin gizli kalmış arzuları ve güdüleri ile Milliyet'in tam da "dinime küfreden Müslüman olsa" dedirten tavrı...(Deyimin Millî Gazete'nin kimliğiyle valla ilgisi yok, Milliyet için "ele verir talkını..." falan da diyebilirdik, aklımıza gelen bu oldu.)

Millî Gazete spor servisine bir çift söz: Kardeşim, bu taklit işi çok netamelidir. Herkesin bayağılık tarzı da kendine göredir. Siz kendinizinkini devam ettirin ille de şartsa. Öbürleri gibi yapmaya çalışırsanız onlarınkinden çok daha seviyesiz olur (şekilde görüldüğü üzre).

Bitirirken, bu sözlerimizin dikkate alınma umudunun varolmadığını belirtmeliyiz. Çünkü Millî Gazete'nin spor müdürü, attığı başlığın hesabını verirken Milliyet'e şöyle demiş: "Gebelik testi sırası şimdi Milan'da."

Evet, Millî Gazete okurlarına "spor"u galibiyetten "koyduk, geçirdik"i anlayan bir zihniyet takdim ediyor. (17 Şubat 2001)

SAYFA BAŞI


Nouma 'elledi', ceza yedi

 

StarSpor'a (20 Şubat) haber lâzım. Beşiktaş sayfası doldurulacak. Koca sayfa... Nouma'nın üç maçlık cezası var, bir mevzu olarak. Ayrıca, Beşiktaş yönetiminin Nouma'ya kestiği ceza var. Bir de antrenmanda çekilmiş fotoğraflar. Futbolcular aralarında şakalaşıyor. Nouma, Yasin'in kalçasına el uzatmış. Spor yapanlar bilir, her gün yüz defa görülebilecek, gayet sıradan bir şaka. Önemli değil. Birkaç kareyi daha eklersin arkasına, altına da şöyle yazarsın: 'Fransız futbolcu antrenmanda yapmadığını bırakmadı'. Ne yapmış peki? Şunları: 'Yasin'e takılmadan duramamış', 'önce arkadaşının kalçasını ellemiş', 'sonra sırtını dayayıp itmiş', 'sonra sarılmış'... E, Beşiktaş camiasıyla ilgili önemli bir haber oluşturuyor tabiî bunlar biraraya gelince.

Hele haberi okumaya başladığımızda, Nouma'nın 'skandallara son vermeye hiç niyeti olmadığını' öğreniyoruz. Fransız futbolcu, 'son numarasını' idmanda çevirmiş. Fransız futbolcunun Yasin'e yaptığı hareket 'değişik tepkilere yolaçmış'. Nerede? StarSpor'a bakılırsa, takımda. Bize kalırsa, sadece StarSpor bünyesinde. Meselâ şöyle tepkiler görülmüş: 'Aa, ulan koyalım iki fotoğraf daha bunun yanına, şöyle bir haber düzelim...'

Aynı haberde, Nouma'nın Gençlerbirliği oyuncusu Thomas'a kafa attığı için aldığı üç maçlık cezayı indirtmek amacıyla, savunmasının ve maç kasetlerinin Tahkim Kurulu'na gönderildiği de yeralıyor. 'Siyah-beyazlı yöneticiler', birtakım laflar etmişler haliyle. 'Kasetlerde ağır tahrik olduğu belgeleniyor, cezanın iki maça inmesi gerekir,' demişler. Hangi yönetici demiş? Neye dayanarak demiş? Ne tür bir ağır tahrik varmış?

Son olarak, bu haberin başlığını aktarayım: 'Nouma bu kez 'Elledi' 250 bin dolar ceza yedi'. O 'Elledi'nin başharfi de büyük. Niyeyse...

Bu başlıktan ne anlıyoruz? Nouma, 'elleme' suçundan 250 bin dolar ceza yedi. Tabi' ki böyle değil. O 'elleme'nin sadece bir şaka olduğunu zaten haberi yapan da biliyor. Çünkü ceza, Nouma'nın 'yapmadığını bırakmadığı' antrenman üstüne değil, Fransız futbolcunun daha önceki vukuatından ötürü kesildi.

Yani... maksat eğlence olsun. Haberle maberle ne işimiz var? (20 Şubat 2001)

SAYFA BAŞI


Yeni Şafak daha ne yapsın!

 

Önce Doğan Koloğlu'nu okuyalım (Milliyet, 21 Şubat):

'Türkiye bundan iyi hakem bulamazdı. Okan ofsayt değil diye ısrarla itiraz ediyor, Jardel pislik yapıyor, hakem iki kez kart göstermeyip uyarıyor, tek hatasını yapıp rakibin bir golünü vermiyor. Bizim aleyhimize hiçbir tavır koymadı. Ama Galatasaray takımının maç fazlalığından dolayı sinir sistemi bozulmuş, her pozisyonda itiraz alışkanlığı gelmiş. Avrupa Şampiyonu olan bir takıma yakışmayan mantık dışı itirazlar ve teknik hatalar gördük. Galatasaray'ı çöküşten kurtarmak için hocanın tüm futbol yorumuna müdahale etmesi lazım.'

Sonra Radikal'den Mehmet Demirkol'u (o da 21 Şubat):

'...Alman hakem Strampe'ye teşekkür edelim. Sabrıyla, Galatasaray'ın önümüzdeki maçlar için büyük bir yara almasını engelledi.'

Bunlara, maç gecesi Ahmet Çakar'ın TeleOn/Star'da yaptığı yorumları ekleyelim: Deportivo'nun sayılmayan golü buz gibi goldü, Ahmet'in yolaçtığı penaltı buz gibi penaltıydı, Vedat'ın atılması ve Galatasaraylı öbür futbolcuların gördüğü kartlar doğruydu, bunlara karşılık, Deportivolu Mauro Silva'nın ikinci sarıdan kırmızıyı görmeyişi hakemin hatasıydı.

Şimdi de Yeni Şafak'ın spor sayfasına bakalım. Manşet: 'Daha ne yapsın!' Üstbaşlıkta, hakemin marifetleri sayılıp dökülüyor: 'Vedat'ı attı, penaltı uydurdu, Cimbom'u sarıya boğdu, İspanyollar'ı bağrına bastı'. Spot ise tabiî daha müthiş: 'Mauro Silva'nın tekmesini görmezden gelen Alman hakeme karşı G. Saray'ın hiçbir şansı yoktu. Strampe 5 sarı kart çıkartarak zaten mazereti bol olan takımımızı sindirdi. Deportivo atamasa, Alman hakem eliyle tutup içeri atacaktı."

Bahsedilen hakemin, çok büyük ihtimalle, Mauro Silva'ya ikinci sarıyı gösteremeyişinden duyduğu pişmanlığın sonucunda Deportivo'nun bir golünü faul gerekçesiyle iptal ettiğini tekrar hatırlatayım.

Ve sorayım: Yeni Şafak bu sayfayı bu kafayla bu şekilde hazırlayınca ne olmuş oluyor?

En azından şu: Biz -ve tabiî bu arada Galatasaraylı futbolcular- her durumda haklı olduğumuza bir defa daha inanıyoruz ve Vedat'ın atılmasına yolaçan olaya bu şekilde yaklaştığımız için, bir kişi eksik kalmakla yetinmeyip aramızdan ikisinin daha sarı kart görmesine yolaçıyoruz. Türk milleti haklıdır ve hırçındır. Bunu böyle kabul etmeyip gereğini yapmayan hakemleri de Yeni Şafak gibiler işte böyle benzetir.

Bazen hayal kuruyorum: henüz 'büyük basın'ın parçası olmamış gazeteler, büyük basının birtakım kötü huylarına uymamaya, alternatif tavırlar geliştirmeye çalışsalardı ne güzel olurdu diye... Ama her türlü 'büyüklüğe' angajelik gözleri öylesine kör ediyor ki. (21 Şubat 2001)

SAYFA BAŞI


Büyüklerin basını | Bol keseden | Ağıza laf oturtma | Kışkırtma ve kızıştırma faaliyetleri | Linççilik illeti | Futbol âlemi | Futbol kitapları

.