Derbiden sonra deplasman olayı

 

Remzi ile Ercan berbat haldeler. Fener'i yenememiş olmak değil oğlanları bozan. Kafaları karıştı, haydi bu hallolur, lâkin ruh karışıklığı, şu naçiz kardeşinizin derinliklerinde dolaşıp da intibalarını veyahut akıllarını fikirlerini şöyle çimene örtü serer gibi ortalığa yayabileceği hallerden değildir. Çocukların ruhu karıştı resmen. Karıştırdılar.

Ben şahsen cimbom veya Fener'in herhangi bir başarısının insanlık, cemiyetimiz veyahut yakın çevremiz için pek o kadar da faydalı olduğuna inanan biri değilim. (Bu şekilde eli öbür kulağın üstünden, lafı ikinci köprüden dolandırarak beter şeyler söylemeyi bir şekilde çalışarak kaptım, köşe yazarlarından. Gördüğünüz gibi, bu da Türk müteşebbisliğinin bir halidir bir nevi. "E" halidir diyelim...) Şu tantanalı derbide kim kime ne yaparsa yapsın anlayışı içerisinde, bir de, racondur, saygı göstereceksin elâlemin canhıraş meselelerine, oturduk seyrettik. Tam burada muzaffer bir edâ ile ilân etmek isterim ki, şahsımın da önemli gayretleri ve ezcümle kahve müdavimlerini teşkilâtlamasıyla, artık o mendebur Cahit'e muhtaç değiliz, kahvemizde paşa paşa seyrediyoruz maçlarımızı. Evvelâ kendimi şöyle ikna ettim: Ulan kimlere ne paralar veriyoruz? En başta, vergi veriyoruz, hortumcunun cebine koyuyorlar, Uzan'lara da versek ne kaybedeceğiz...

Bilahare, dedim ki kahvede: Uzan'lara vermiyoruz, Cahit'in o boktan çayına, fazladan da birer teklik bayılıp, herifin suratını çekip, üstelik hiç alâkamız olmayan site gençliğinin zevzekliklerine tahammül ederek zevkimizden oluyoruz. Alınsın Teleon, dedim.

Neyse, bunu bir nevi küçük ilân kabul ediniz, geçelim.

Derbiden aklımda kalan, o veledin kendini dünya imparatorunun oğlu sanması, topu kendinin sayması, hattâ sahayı da evinin bahçesi addedip, herhangi bir arzusuna karşı geleni babasının adamlarına dövdürtmeye çalışır gibi halleri...ıki hafta önce korkunç bir talihsizliğe maruz kalmış, bir insanın bu dünyadan göçmesine sebep olmuş insan o halde mi olur? Bunun adı şımarıklıktır ve ilacı tedavisi yoktur. Anca birileri kulağını çekecek. Hem de kızartmacasına. Allah çekti, tınmadı bizim Türk delikanlısı, artık kim çekerse tesirli olur bilemiyorum.

Uzattık lafı. Halbuki söz vermiştim kendime. Toparlayayım bari. Asıl mevzua da geleyim:

Remzi ile Ercan'ın ruh karışıklığından girdik, kendi irademizle kahveye Teleon kurdurmuş olmanın vicdan azabını hafifletmek için iki laf ettik, Emre veledinin şımarıklığına duyduğumuz ve halen azalmayan öfkeyi şeyettik, yine Remzi ile Ercan'a gelelim.

Bu çocuklar çok dertliydi. "Abi, cimbom başarılı oluyor diye kuyusunu kazıyorlar, başkana demediklerini bırakmıyorlar, hoca gitti, Hakan gitti, niye gitti bilmiyoruz, başkan mı haklı, nedir abi, ne oluyor?" diye sızlanıp duruyorlardı. Bu arada, cimbomlu olmayan kardeşinize camia içi meseleleri konuşacak şekilde itimat beslemeleri de bizi onurlandırır.

Şahsen ben Faruk Süren'i TV'de gördüğüm bile muztarip olurum. Kendisini tanımam. Onu tanıyabilecek bir mevkiye yükselmem sözkonusu değildir. Dolayısıyla oralarda ne işler çevirdiğini bilemem. Fakat kendisinin bende müthiş bir güvensizlik, tekinsizlik uyandırdığını itiraf etmeliyim. Dolayısıyla, şu anda içine düştüğü vaziyeti garipsemem için sebep yok.

Lâkin ben bizim oğlanlar için üzülüyorum. Bu çocuklar, Tantan-Temizel icraatı başladığında sevinçle gelip gazeteleri havalara kaldırdılar, "Abi bak, yanlarına kâr kalmıyor, birer birer atılıyorlar içeri," falan muhabbeti yaptılar. E, bunca zaman da Beşiktaşlısına, Fenerlisine karşı mücadele bir yana, kulübün muhalifi, şusu busu, bütün millete karşı başkanı müdafaa edeceğiz diye canları çıktı.

Şimdi çıktığı gibi ortada kaldı işte bu yağmurda.

Süren gitti deplasmana. Emre'ye de bi halt olmaz, o gün bile kimseden fırça yemedi. Fakat Remzi'yle Ercan burada. Matem havası içinde oturuyorlar köşede. Şimdi gidiyorum yanlarına, alıp götüreceğim biracıya, kokoreç mokoreç ısmarlayacağım çocuklara.

Benim derdim Emre'yle, Süren'le, mahallemin delikanlılarına sahip çıkmayacak mıyım cimbomlular diye?

 

F. SUNTUR'UN YAZILARININ
TOPLU LİSTESİ İÇİN TIKLAYIN

F. SUNTUR'UN BİR SONRAKİ
YAZISINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN