Devlet ve devrim - teker teker

 

Hadiselerin gerisinde yatanlara uyanıyorum yavaş yavaş. Meselelere şöyle önü teraslardaki plastik bidon ve büyük mavi torbalarla kapanmayan, yüksekçe bir yerden bakmak lâzım. Özkan'ların (Hüsam Bey değil ha! aman! bunun adı Özkan, kaç senelik arkadaş) çatı kahvesinin daracık balkonu bana bu şansı verdi.

İçeri daldım ve Scala'ya atılan keleğin hesabını camia olarak öbür dünyada bile veremeyeceğimizi idrak etmiş Emektar Kartallar grubu mensuplarının "Daum da aslında cemiyetimize intibak etmiş bir kimse" yollu teselli arayışlarına girerek günlerdir asılmış suratlarına oradan buradan tebessüm ithal etme girişimlerinin ortasına atladım. "Devrim oluyor," dedim, "hiçbiriniz farkında değilsiniz. Uyanın!"

Hepsini tek tek akşam evlerine dönerken görseniz, bu adamların artık hayatta herhangi bir vaziyette herhangi bir şok geçirme ihtimalinin ebediyen tedavülden kalkmış olduğuna kesin hükmedersiniz. Lâkin onları bir defa daha gözlerini vapur projektörü sûretine sokmaya veyahut ânî hareketlerle gözlüklerini düzeltmeye mecbur bıraktım. Niye? Çünkü bazı şaşkınlık halleri ruhumuzun ânî sarsıntılar kalemine tahsis edilmiş istiab haddini birden aşıverir, adam ne yapacağını bilemez. (Kadın da olsa aynı şey. Lâkin onların ilk tepkileri genellikle, gerdanlıklarının çalındığını birden fark etmiş gibi ellerini göğüslerine götürmek oluyor.)

Bilahare, masada o mâlûm hava esti. "Suntur, yine iş çıkarma başımıza" havaları.

"Ne devrimi, Suntur?" diye sordu Kâzım abi.

"Devlette abi," dedim. "Devlet devrim geçiriyor."

Bu sefer bir şey soramadılar. Günün ortası, kahvede bizden başka bir gariban var, o da ötelerde, sesi sadası çıkmıyor, kaldı mı bir tek dardanel ton yeyin diyen kadının sesi... Gözlerde soru işaretleri...

Dedim ki: "Abi, bakınız, yeni cumhurbaşkanını burada beraber seyretmedik mi ilk? Ne dedik hep beraber?"

Nasılsa bizzat cevap vereceğimi bildiklerinden omuz oynatarak soruyu tekrarladılar. (Milletteki bu tasarruf refleksi sayesinde her cins kemer sıkma programı bir şekilde icra edilebiliyor zaten, edilmiyor mu?)

"Abi, hatırlasanıza," diye üsteledim. Sonra, acı çektirmeden ekledim: "Yahu, 'adam normal insan gibi konuşuyor' demedik mi?"

Kaşlar kalktı bu sefer. E birbirimizi tanımışız yıllardır. ışin burada kalmayacağının hepsi farkında.

"Şu Kemal beyi seyredince aynı şeyi demediniz mi siz?" diye sordum. "E doğru valla" sınıfından tasdik belgeleri uçuştu.

"Bakın abiler." Kararlılığım konuştukça kendi kendini takviye ediyordu.

"Bu devlet bize insan gibi muamele edecek. Buraya doğru gidiyoruz. Değiştiriyorlar."

Bu sefer suratlar buruştu. Yine Kâzım abi cesaret gösterdi: "Yahu Suntur, bir o, bir de bu," sözleriyle gerikalan bütün hamamların ve tasların aynı olduğuna işaret etti. "Amma abarttın sen de..." diye de ekledi.

Kâzım abi beni tıfıllığımdan tanır. Aramızda öyle "ama sayın Kâzım bey, ben sizi sonuna kadar kesmeden dinledim" ayaklarına hiç mi hiç ihtiyaç yoktur. Daldım lafının sonunu beklemeden: "Bu memleket dünyanın başka hiçbir tarafına benziyor mu?" dedim. "Benzemiyor. Bizde devletin bize insan gibi muamele yapması neticesine varacak bir devrim olacaksa bunun başka yerlerdeki gibi olmayacağı belli değil miydi zaten? Belliydi." Bu şekilde hem sorup hem cevap vererek gidince onlar da rahat ediyordu, ben de gereksiz kayma ve kaynamalara mânî olmuş oluyordum tabiî.

Oturdum, dirseğimi masaya koydum, elimi tam karşımdaki Necdet beye doğru uzattım; hepsi bir tarafa saçılmış, bari orta sahayı tutayım diye.

"Evet, devrim oluyor, şüphem yok," dedim. "Lâkin teker teker geliyorlar."

Necdet bey arkasına yaslandı. Kendisi ınönü Kapalı'sında bir basiret ve itidal timsali olarak tanınır. Mırıldandı: "E, bu da bir yol tabiî. Azıcık uzun sürebilir ama..."

 

F. SUNTUR'UN YAZILARININ
TOPLU LİSTESİ İÇİN TIKLAYIN

F. SUNTUR'UN BİR SONRAKİ
YAZISINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN