Elde gazete poz verme olayı

 

Çocuklar zor zaptetti. Çıkardım kabloları, aynen toplamaya başladım âleti. Monitör kapaklanıyordu yere az kaldı. Samet abi kolumdan tuttu. "Hop, Suntur, oğlum, keskin sirke küpüne zarar" dedi. "Tamam Samet Abi, lâkin bu özlü sözler muhabbetine girmesek" dedim. Samet abi, "Pekâlâ oğlum, fakat öfkeyle kalkan zararlan oturur, bu da kulağına küpe olsun" deyip geçti yerine, valeyi çaktı güzel ikilinin üstüne.

Çocuklar başıma toplanmış, meraklan bakıyorlar suratıma. "Ne bekliyorsunuz?" dedim. Sercan, "Abi, çiçek mi yetiştireceksin, tavuk mu besleyeceksin, onu merak ediyoruz," dedi. Burak, "Karıştırmayın ulan, belki de yeni oluşumlara girecek" dedi.

Sıkıldım birden. Koydum klavyeyi yerine. Sarıldım telefona. Meşgûl çıktı.

Geldik oturduk mecburen. Hava durumu saati gelmiş, farkında bile değilim. Kızı bıraktım kendi haline, kaş göz etsin.

"Yahu millet" dedim, "üstüme gelmeyin Allah aşkınıza. Zaten bozum olmuşum."

Tamam abi, ayıp ettin, sen söyle, biz dinleyelim, dediler. Söylemeyeceğim hiçbir şey. Öyle duracağım ses bağlantım kesilmiş gibi.

Duruyoruz da durmasına, altyazılar geçiyor göğsümden. Halimiz belli. Herkes farkında.

Ben, dedim, bu adamları adam zannettim. Oradaki hanımlar kusura bakmasınlar. Hanımları hanım zannettim desek aynı şey olmayacak.

Yahu kardeşim, Aktüel'e çıkacaksanız çıkın. Niye geçip öyle poz veriyorsunuz? Hepsinin elinde birer gazete, bir ciddiyet bir ciddiyet... Ulan böyle grup halinde mi sondaj yapıyorsunuz. Peki, niye o üç gariban ayakta? Bir tabureniz de mi yok? Akşamüstü Eminönü durağına yakışacak bir manzara... Öyle tıkış tıkış ne halt ediyorsunuz?

Dursun adaçayı koydu önüme. Ne ayak? ıyi gelir, iyi gelir, deyip uzaklaştı. Gitti Star'a çevirdi.

Kalktım, aynen telefona. Hepsiyle tek tek konuştum. Yahu Suntur Bey, yapma, etme, biz de pişmanız, falan... ıyi de, dedik, ben burada millete ne hesap vereceğim? Oğlanlar, "Abi belki seni de hava durumcu kızlar gibi giydirip öyle poz verdirirler" diye kafa buluyor bizimle. ışte, dediler ki, oldu bir kere, ne yapalım. Ulan, dedim, elinize üstünde "eleştiri" yazan oklar tutuşturup "medya" yazılı bir hedef tahtasına nişan alırken poz verdirseler ona da peki mi diyecektiniz? Yok, o kadarına he demezdik artık dediler. E, tabiî artık yani...

Şimdi, konuştuktan sonra da yumuşadık haliynen tabiî. Aralarından birinin kızının kedileriyle derdi var. Dedim, arada ot yesin hayvanlar, ister onlar, Sonradan kusarlar musarlar ama iyidir. Öteki de Avrupa şampiyonası başlıyor, nasıl yetişeceğim maçlara derdinde. ınsan bi yakınlık duyuyor tabiî haliynen.

Velhâsıl, protesto eylemimiz atılan sloganlardan sonra olaysız sona ermiş oldu. Fakat acayip kesin konuştum, burada taahhüt altına girmeyi de göze alaraktan ilân ediyorum bir nevi: Bi daha öyle poz verip resim çektirsinler, çeker uzarım, kaybolurum sanal âlemin derinliklerinde.

Dedim, bunu da yazarım aynen ben. Dediler ki: Yaz Suntur, ne istersen yaz, biz sana karışıyor muyuz?

Yok bi de karışsaydınız. Siz kendinize sahip olun! Bi de, basbayağı durmuş oturmuş efendi bir adama benzeyen biri var içlerinde. O da mı uyanmadı bu poz hadisesinin tarafımızda ne gibi teessür uyandıracağına? Hiçbiriniz Suntur'un kahvedeki pozisyonu açısından yaklaştı mı olaya?

Neyse uzatmayayım, yumuşadık bir kere.

Son olarak şöyle izah edeyim: Bi daha görmeyeyim

 

F. SUNTUR'UN YAZILARININ
TOPLU LİSTESİ İÇİN TIKLAYIN

F. SUNTUR'UN BİR SONRAKİ
YAZISINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN