Hüsam Bey'in çayı,
Kemal Bey'in raketi

 

Bugün değişiklik yapıyor ve günün haberlerine değiniyorum. Niye derseniz, kısa anlatırım, yüreğim yaralı. Haftasonunda bazı maçlarla bazı bahisleri kazandım, bunların neticesinde mahallemizin genç kartallarından Nedim bana her gün iki gazete (biri normal biri ucuzlardan), Selim ise üç gazete (bir normal, bir tencere-tava veyahut VCD-DVD setli, bir ucuz) almak mecburiyetinde kaldılar. Şayet ben kaybetseydim gelecek sezon tam bir ay oğlanların kapalı biletlerini alacaktım.

Eşit bir iddia olmadığı muhakkaktır. Zira kaybetmemin bahis mevzuu olduğu şık maalesef benim de tercihimdi fakat bizim oğlanlar görünen köye kılavuz tayiniyle meşgulken kendilerine bu işin olamayacağı yolunda bazı ikazlarda bulunmama da "abi sende kartal ruhu yok" falan gibi küstahlıklarla ­yani tabiî çocukların moralleri bozuk- itirazlar edip tepemi attırınca, "ha, öyle mi! o vakit iddia da giriyorum, haydi bakalım," dedim. Neticede ilaç için bir tek defa Galatasaray kalesine gidemedik, lâkin şu anda önümde beş gazete duruyor benim kendi imkânlarımla aldıklarımdan ve kahveye zaten alınanlardan başka. Toplam onbir gazete ediyor.

Hazır böyle bir fırsat doğmuş bir haftalığına, değerlendirelim dedim sabahleyin. Merkezi aradım, eksik olmasınlar, nasıl istiyorsan Suntur, dediler. (Bu halleri de arasıra kıllandırmıyor değildi beni. Yani, aslında, "ne yapsan fark etmez, zaten sayfaya koymuyoruz" mu demek istiyorlar, "zaten kimse okumuyor" mu demek istiyorlar, kıllanıyordum bazen. Fakat bir defa imâ edecek oldum, kızcağız acayip bozuldu, ötekilere aktarınca onlar da aradılar tek tek. Bir şifre verdiler, siteye kaç kişi giriyor, hangi yazılar okunuyor falan, bakıyorsun, biz de baktık haliyle. Yani bir problem yok. Normal bir Türk vatandaşı olarak medeniyeti hinlik şeklinde anlamak yani aslında adıylan sanıylan insaniyeti kıçından anlamak gibi bir pozisyona düşmüşüz. Zaten bu nedenle bir buçuk kilo suböreği ve bir kutu baklava yaptırıp ziyarette bulundum merkeze. Yoksa, bu noktada mütevazı olmama hacet yok, inanınız, yalakalığın kıyısından geçmişliğim yoktur, geçtiğim duyulsa dolar anında fırlar.)

Fakat günün haberlerine şöyle bir dokunup geçmeye yer kalmayacak bu gidişle. Öyleyse lafa gireyim kafadan.

Dikkatimi çeken ilk haber Posta gazetesinden (tarih belirt, dediler, şu anda pazartesi). Hüsam Bey, sâkinleştirici etkisi olan aluç bitkisinin çayından içiyor, başka şey içmiyormuş. Herkese de bundan içiriyormuş. Lâkin bir tek Ecevit'in normal çay diye tutturmasıyla baş edememiş. Bu noktadan Ecevit'e uzun zamandır ilk defa artı iki puan yazıyoruz, bunu kenara kaydedelim. ılâveten, her işte gecikmemiz bir millî karakter hususiyeti midir, diye düşünüyoruz, bunu da kaydedelim. (Şu aluç çaylarını MGK'da ortalığı birbirine katmadan evvel ikram etse olmaz mıydı, Hüsam Bey? Ama yapmaz ki, tantanayı kendi çıkardı zaten aluçlu haline falan bakmadan.)

Benim bu haberde dikkatimi çeken, hattâ endişelerimi uyandıran husus asıl şu: Bu Hüsam Bey aluç çayını odada yaptırıyor, her şey kontrolü altında... Herkese de ikram ediyormuş. Yahu... şimdi böyle söyleyince de tuhaf kaçacak ama... içine bişeyler koymasın...dedim içimden ne yalan söyleyeyim...

Takıldığım ikinci haber de Star gazetesinin manşeti. Bu gazetemiz "Derviş korta çıktı" demiş. Ben gerisini okuyamadım. Zira fotoğraflardan anladım ki, Kemal Bey tenis oynamış. Yani sahiden korta çıkmış. Ben Kemal Bey'in Amerika'da uzun müddet geçirmiş olmasından ötürü zaten belirli... ne belirlisi yahu, belirsiz endişeler içerisindeyim. Bünyemize ne kadar şeyapabilir diye... Soracağım o ki, bugüne kadar hangi Türk korta çıktı diye üç kuruş para kazanmış?

Çıkılacak yer kort mudur? Bugüne bugün Konya stadı dahi Avrupa ayarındadır. Nereye çıkıldığında adama para verdikleri hususunda bir karışıklık yoktur ki, Kemal Bey neden beş kuruş alamayacağı kortu tercih etmektedir? Yaş mevzuundan ötürüyse bir teknik heyette yeralabilir. Ne bileyim, ben hoş karşılamadım şahsen.

 

F. SUNTUR'UN YAZILARININ
TOPLU LİSTESİ İÇİN TIKLAYIN

F. SUNTUR'UN BİR SONRAKİ
YAZISINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN