Yalnız kartalın hüznü olayı

 

Bırakayım dedim şu tantana geçsin azıcık. Sesimi çıkarmadım. Artık doğruluyorum yerimde, dört boş çay bardağını, çeyreğe kavurmalıdan artmış paket kağıdını ve gazeteleri bir tarafa itip. Kahvenin önüne çıkıp duramıyorum. Vitrini 23 Nisan'daki ilkokul sınıflarına çevirdiler. Bir taraftan sarı kurdelalar sallanıyor, öbür tarafta kırmızı krapon kağıtları. Dursun'a, "bir de kaplayıp etiket yapıştırsaydın bari" dedim. "Neye?" diye sordu. Sesi de maaşallah elektrikli traş makinesiylen suyu kesilmiş musluk arası bir kıvamda... Hiç susmadı ki herifler. Balkona çıkmadık, bu sefer ışığı görüp arkaya dolandılar ve iki puanı aldılar. Başta Necmi, "Suntur abi, nerdesin!" diye... Tövbe! Ulan nerede olacam, helaya kapandım sonunda. Bari rahat bırakın, yapın bir güzellik. Hüznüm eski açıktan yenisine uzanan bir bez.

Kahvenin içinde bir dolandım. Hakan'ın resmine bir selam çaktım. "Gül oğlum, gül" dedim, "hakkındır, gülecen." Bişey demeden geçsem olmayacak. Gözler üstümde.

Çektim Necmi'yi kenara. Dedim ki: "Oğlum bari ön camdaki bayrağı kaldır." Dank diye geçirecek herif birine. "Ruhum sürüyor arabayı, Suntur abi" dedi. Ulan oğlum, yarın öbür tarafta sürecek. Anlamıyor. Bir tuhaf oldular hepsi. Yamuldular. Buruşturup da atınca canlanıp bööle şişerek etrafa kol bacak uzatan hışır hışır ambalaj malzemelerine döndüler. Dellendiler. Laf anlamıyor hiçbiri.

Ekrem gelip, "Abi, tabii seni anlayışla karşılıyoruz" demez mi! Anlayış bekleyen kim, dangalak! Geçiriyordum mausu kafasına. Atamadım, kabloya takıldı. Ekran karardı, kordonu çıkmış. Döndüm kıçımı. Okeye de oturmadım. Hava durumuna da arkadaki ufak televizyondan takıldık. Kızlarda da bir neşe. Viyana, Roma, Aşkabat, Bişkek... hepsi hüznüme hüzün katıyor. Neresi kaç derece, onu bile kaydedemedik. Kız ne giymiş diye sorsan cevap kartonunda tek harf yok.

Kalktım Osman abilere gittim. Yenge açtı. Osman abi evde mi demeye kalmadı, abim çıktı üst pencereye. O esnada gözüm takılmaz mı! Osman abilerin camda aynen ufak cimbom bayrağı. Torun gelmiş de ille asmış da falan.

Uzadım. Yenge ille kahve iç dedi. Diyemedik tabii, kaçıncı kahve sabahtan beri. Zaten uyku da tutmuyor. Dedim, arkadaşın arkadaşı gelecek, bir dükkân işi var. Resmen siyasî demeç verdik yani.

Çarşıya uzansan, ayrı belâ. Her taraf boyanmış.

Birader, maça da diyecek laf yok. Herifler lönk diye attı penaltıları. "Helâl" çektik mecburen her türlü yemini çiğneyip.

Ulan oğlum ben bu seferberlik numarasında yokum lan! Diyemedik, yuttuk.

Ben bu şekilde bir hafta adımımı atmam o kahveye. Ekranın kenarına bile minik cimbom çıkartması yapıştırmışlar. Zor kazıdım çaktırmadan.

Arka sokaktan direkman Salih'in dükkâna attım kapağı. Tabelacıdır Salih. Ressam. "Sen yalnız kartalın hüznünün resmini yapabilir misin Salih?" dedim. Şifo'nun posterini gösterdi. Çırak yanına cimbom bayrağı asmış.

Arkadan dolanıp girdim eve. Araklanmadan. Işığı mışığı da yakmadım. 20 ana haber başladı başlayacak. Merak etmiyorum.

 

F. SUNTUR'UN YAZILARININ
TOPLU LİSTESİ İÇİN TIKLAYIN

F. SUNTUR'UN BİR SONRAKİ
YAZISINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN