Kimsin, nesin, bilme olayı

 

Maç bitmiş, Cimbom yine son anda yırtmış. Penaltı noktasıyla kale sahası arasına doğru gelen bilmemkaç ortaya çıkmayıp zıplamayıp kalesine çakılı bekleyen kaleci için spiker "hava toplarında olağanüstü başarılıydı" demiş, bozuğumuzu atmışız, Galatasaraylı Emre'nin kasaplığı ve çamurluğu hususunda kahvedeki son tereddütler de Cenk'le girdiği müstehcen muhabbetlerden sonra giderilmiş, vesaire...

Milletin aklı fikri polis hadiselerinde olduğundan, ön masalarda bir NTV, CNN merakı, sormayın. Normal zamanda iki haber seyredebilmek için göbeğimiz çatlıyor milleti ikna edeceğiz diye. Polisler tabancaları kabzalarından tutup da havalara kaldırınca millet işi ciddiye aldı. Serkan bile, valla pirüpak futbolcudur, meclis nerede diye sorsanız "azıcık yardım edin Mehmet Ali Bey" hallerine girer, Tevfik abinin, "Peki yavrum niye tekbir getiriyor bunlar?" demesine, "Tekbir değil o, Tevfik Amca, MHP'lilerin sloganı" cevabını verdi ki, kahvemizin kardeşiniz tarafından itina ile tutulan ve ilk defa şimdi burada lafı edilen günlüğüne özel olarak derhal aktardım bunu.

Kulağına fısıldadım ayıp olmasın diye, delikanlı çocuk ne de olsa, alınır malınır. "Sen nereden biliyorsun oğlum bunu?" dedim. Yüzüme fena halde iftiralara uğramış Filiz Akın bakışı attı. "Nereden olacak abicim, tribünden!" dedi.

Doğru ya...

Her neyse, oturduk, CNN karşımızda. Gazeteci milleti her şeyi bilir devri kapandıysa da, bizden daha çok bilir, bunu inkâr etmenin manası yok. ıçü oturmuşlar, memleket ahvali üstüne gergin bir sohbet. Gergin dediysek, aralarında gerginlik yok tabiî. Pek güzel anlaşıyorlar. Biri bir şey diyor, öteki nazikçe, tamamen başka bir şey diyor, fakat hepsi her an aynı şeyi diyormuş gibiler. Bu nasıl oluyor, bu da kardeşinizin ilk fırsatta çözmeye çalışacağı problemlerdendir, fakat şimdi mevzu bu değil.

Bir ara çok gözlüklü arkadaşımız, polis eylemlerinde geçim sıkıntısı, son cinayetlerden duyulan infial gibi sebeplerin bahis mevzuu olmadığını, polislerin bildiğimiz bazı siyasî sloganlar attıklarını falan söyledi. Israrla, birkaç defa söyledi.

Bakın, diyorum ki, Serkan bile Tevfik abiye mâlûm sloganların kime ait olduğunu milyon doları ossaat götürmeye aday bir acar yarışmacı edâsıyla söyledi, diyorum.

Fakat karşımızdaki gazeteci arkadaşımız, "siyasî" diyor, "birileri" diyor, "polisin şu yönde bu yönde eğitilmesi" diyor, "ya da o çizgiye yakın olanları polisliğe almaları" diyor.

Fakat o çizgi nedir, tek laf etmiyor!..

Sabahattin abi, izninizle yirmi senelik sendikacıdır, kasketsiz dolaşmaz, "Ulan, söyle de kurtul be yavrum, kimden korkuyorsun?" dedi. Tantana çıktı. "Niye korksun adam?" diyenler çıktı. "ışine gelmiyor tabiî" dediler. Kimisi, "Niye işine gelmesin ki, öyle olsa hiç lafı buraya getirmez," dedi.

Bir baktım, biz bu polis milleti niye MHP'nin giydirilmiş kıtası sûretinde sokaklara döküldü diye münakaşa etmek icabederken, televizyondaki gazeteci niye açıkça MHP diyemiyor, bunun patırtısına dalmışız.

Hani, tanımam da kimseyi. Şimdi, mail falan atıp sorsak, adam mâkûl görünen bir cevap verecek, biz de bileceğiz ki asıl sebep bu değil, fakat bir şey diyemeyeceğiz nezaketen, zira üç gazetecinin sohbetindeki şekil, yani bilumum zıtlıkların ve farklılıkların birarada meydana getirdiği o ince uyum ve nezaket tablosu, bizim dandunumuzla incinebilir, çizilebilir.

Şimdi, işin tuhafı, arada oturan adamcağız, "Yahu, bu pek vahim bir durum, öyle, n'apalım işte, içlerini döktüler falan diye geçiştirilemez," diye yanıp yakılıyor; lâkin biri lafı bıkmadan getirdiği "siyasî" çizginin adını söylemiyor, öteki "otorite boşluğu" diye tutturuyor. Ona da aklım ermedi. Yahu gazeteci dediğin bakan veyahut ne bileyim, sorumlu mevkideki bir devlet yetkilisi değil ki. Sana ne otorite boşluğundan! Sen meseleye bizim gibiler açısından baksana. Ben, başım sıkıştığında, siyasî slogan atarak sokakta yürüyen, amirini itip kakan polise nasıl itimat edeceğim diye telâşlansana! Senin hiç mi ihtiyacın olmayacak doğru düzgün polise?

Velhâsıl, o nezaket içerisinde, ortadaki kardeşimizin feryadı kayboldu gitti.

Geçtik biz de ıtalya'dan öbür maça. Fakat TRT seyirci sesini bir kısmış. Hiç tadı çıkmadı.

 

F. SUNTUR'UN YAZILARININ
TOPLU LİSTESİ İÇİN TIKLAYIN

F. SUNTUR'UN BİR SONRAKİ
YAZISINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN