Konakta mı büyüdün olayı

 

Yahu insaf be kardeşim! Bahsettiğiniz yer yıllardır Tayfun Talipoğlu'nun bile uğramadığı dağ köyü mü? Koskoca Diyarbakır. Yılar boyu memlekette herkesin başka niyetlerle topluca gözünü diktiği gayet baba bir şehir. Oraya bir adam atanıyor, emniyet müdürü. Vazifesi belli, emniyet müdürü. Lâkin adam bambaşka bir adam çıkıyor, millete insan gibi davranıyor. Diyarbakırlılar adamı seviyor. Memleketin hiçbir yerinde hiçbir zaman görmediğimiz bilmediğimiz bir acayip fakat hayırlı manzara meydana geliyor.

Ve bunlar bu şekilde bir-iki senedir yaşıyorlar. Adamı oradan almaya kalkıyorlar, Diyarbakırlılar "emniyet müdürümüzü almayın" diye bastırıyor. Zaten kendi de Diyarbakırspor'u lige çıkarmadan gitmem, diyor.

Tekrar edeyim, mahzuru yok: Böyle bir muhabbet bizim memleketimizde pek sıradan bir hal midir? Öyle zaten her tarafta emniyet müdürleri halktan böyle izzet ikram sevgi saygı ne varsa artık görür, onlar da millete böyle mi davranır?

Ve daha mühimi, bunun neticesinde, o koskoca şehirde, gözle görülür ağız veyahut burundan içeri çekilebilir mahiyette bir değişiklik havası meydana geliyor.

Şu işe bakınız ki, karşılarındaki ekrandan birtakım harf ve heceleri düzgün okusunlar diye göze hoş gelen hatunlara veyahut en münasebetsiz programlardan beş veyahut on tane daha yapılsın diye en sulu, en gerzek tiplere çuvalla para akıtan televizyonlar veyahut memleketin her tarafında lütfen ayda iki satır haberleri yayınlanacak diye muhabirler tutan, Diyarbakır'da da büro bile kuran gazeteler bütün bu olan bitenin hiç farkında değil! Cenazeyi bi gördüler, amaaan!..

Ya ne bileyim, insan hiç değilse arasıra bi halt haber alırım diye para verdiği gazetelerin hepsini birden "ya, abi bu ne iş?" saftorozluğunda seyredince içi bir tuhaf oluyor. Ulan hiç mi haberiniz yoktu sizin olan bitenden?

Ben şahsen teessüf ediyorum. Na şu kadarcık aklı vicdanı olan da bana iştirak eder. Hiç değilse, nasıl olsa polis dövmeyecek, içeri atmayacak, avantür olsun diye Fransız elmalarının üstünde tepinmeye veyahut cep telefonu yakmaya koşanlar kadar cevvaliyet gösterelim ve alenî bir şekilde soralım şunu bunlara yahu: Gazeteci dediğin ne işe yarar birader, diyelim.

Bi de biz güya gazeteleri takip ederek memleketin havasını koklayacağız, ha? Şahsen özellikle bu hadiseden sonra hangi gazeteye azıcık yaklaşsam burnuma parfüm kokularına ilâve olarak, şimdi tam yemek vakti telaffuz etmekte mahzur gördüğüm bazı başka kokular geliyor.

Az evvel şöyle çıtlattım ucundan. Aslında şu yeni düşman Fransa meselesine temas edecektim.

Basının Diyarbakır "şoku" (dikkatinizi çekerim, bu tabir son beş yılda takriben bir milyon defadan fazla kullanılmış olmasına rağmen ilk defa burada doğru bir mânâda geçiyor) beni de ayrıca şahsî planda hayrete düşürdü. Devlet teşvikiyle yapılan sözde samimi protestolar hakkında sadece şöyle demekle yetineyim bugünlük: Sevsinler öyle gösteriyi!

 

F. SUNTUR'UN YAZILARININ
TOPLU LİSTESİ İÇİN TIKLAYIN

F. SUNTUR'UN BİR SONRAKİ
YAZISINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN