Kriz ortasında Oturan Boğa olayı

 

Artık birtakım eşikleri aşmış kabul edileceğim bir yaşa geldim. Siz de kabul ediniz ki bunun muayyen bir sınırı vardır. Kabul etmeyenler saç ektirir veyahut fular takar muhitine göre. Şimdi herhangi bir esnaf yürüyüşüne katılmadan, öteye beriye taşlar savurmadan, kendimi kimseye provoke ettirmeden mühim bir konuyu ortaya süreceğim pideci küreğiyle.

Şahsen benim için bugünlerin en önemli sorusunu sizin de kafanıza sokmaya çalışacağım. Bir hamlede, araya reklam falan almadan.

Taksimetreyi şişirmeden soruyu söyleyeceğim de, önce bir hususu hatırlatmam gerekiyor. Biliyorsunuz biz hepimiz bir krize girdik ve bu krizden çıkmak gayesi güttüğümüzü iddia ediyoruz. Şimdi, ben bu iddianın samimiyeti üzerinde, ınönü'den bir defa daha boynu bükük ayrılmış Kartal taraftarının boynundaki atkı misali çaresiz ve oraya öylesine dökülüvermiş ve fakat oradan çekilip kaldırılmayacağı da belli bir totem gibi taşıdığım şüphelerle vaktinizi almayayım.

Krize girdik, burası kesin. Nasıl girdiğimizi bilmiyoruz. Yeminlen söylüyorum, buraya girilmesi hususunda benim veyahut şahsen uzaktan veya yakından tanıdığım hiçbir şahsın, dost-düşman hiç kimsenin bir dahli yoktur. Girdiğimiz şeyin adı da kriz. Veletler bile ezberledi, krizcilik oynayacaklar dışarıda. Kimi IMF olacak kimi hükümet mensubu. Açık pozisyonu olana dekman diyecekler. Sonra Derviş gelip esir alınanları kurtaracak. Kızlara da değerli kağıt ismi takarlar diye tahmin ediyorum.

Soruya geliyorum. Pekâlâ, bu krizden çıkacağız diyelim. Nasılına girmiyoruz olayın.

Televizyonlarda görüyoruz, millet sekizer gömlek onar kravat eskitti bu mevzuda. Bizim zaten gardrobumuzda çeşit mahdut. Onu da krizden çıkış yollarında hebâ etmeyelim. Çıkacağız dedik, öyle kabul edelim.

Peki, bundan çıkınca nereye gireceğiz? ışte, bu noktada tevazua hacet yok, tarih boyunca sorulmuş en mühim suallerden biri! Çıkınca gidilecek yer neresidir? Ben şahsen Kemal Derviş'e veyahut hükümete veyahut ilân edilecek her türlü programa en ufak destek için bile bu suali sormamızın kaçınılmaz olduğunda ısrarlıyım. Nereye gideceğiz kardeşim? Çıkınca nereye götüreceksiniz?

Gördüğünüz gibi, soruyorum. Zira fena halde şüpheler ve endişeler içerisindeyim. Bir nevi Oturan Boğa olmak istiyorum. Biz Indiana Jones muyuz birader, yeni yeni karanlıklarda bilinmedik tehlikelerle boğuşmaya hazır, yay gibi dolaşalım ortalıkta? Ben başımıza ne geleceğini bilmeden şuradan şuraya gitmeyelim derim artık.

Her şeyden evvel, gözümü alıştırdım, artık hanım kızların veyahut sadece belden yukarılarının mevcut olduğundan şüphelendiğim ceketli kardeşlerimizin her türlü kaş göz hareketlerini takip ederken, gözümü onlardan bir lahza ayırmadan üst köşedeki dolar rakamlarını bir yandan takip edebiliyorum. Daha o oklu moklu ekran çıkar çıkmaz, kahveden ilk "Kaç olmuş bugün?" sorusu yükselmemişken ilân ediyorum o saatteki kuru. Yanındaki kırmızı veyahut yeşil okun mânâsını da başparmak açık, yumruk sıkık, aşağı veya yukarı tutup izah ederek.

Yani demek istediğim, ufak ufak alışıyoruz işte.

Şimdi, haydiii, çıkıyoruz, diyecekler, al sana taptaze bir ortam. O durumun daha hayırlı olacağının garantisi nerededir?

Ben krizin ortayerinde Oturan Boğa olmak istiyorum. Çıkmak istemiyorum. Çıkılmasın krizden. Kalalım.

Korkuyorum kardeşim, zorla mı?

 

F. SUNTUR'UN YAZILARININ
TOPLU LİSTESİ İÇİN TIKLAYIN

F. SUNTUR'UN BİR SONRAKİ
YAZISINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN