Oğlu orada görüldü, Kemal beyle münasebetimiz değişmiştir
Bas bas paraları Laila'ya

 

Ben şahsen Kemal beyi bizimle... yani pardon ne haddimize tabiî ki, bizim de duyabileceğimiz şekilde orada burada konuşurken normal insan gibi takılıyor diye beğendim. Bakın burada, zannederim ilk defa söylemiyorum, fakat bu sefer sürçü lisan hususunda icap eden özürleri baştan dileyerek azıcık damardan dalacağım: Kemal beyin meşhur programı ve bunun başarısı şeklinde ifade edilen hadiselerin özel olarak bizim mahallede hayatı hiçbir sûrette iyileştirmeyeceğine dair inancım tamdır. Tamam, kendisi bir hastabakıcının aldığı maaştan ötürü müteessir olmuştur. Fakat IMF'nin de ne olduğu bellidir, ilâveten biz daha önce bu maldan çok tattık, midelerimizin barsaklarımızın durumu ortadadır maazallah. Lâkin böyle piyasaları sarsabilecek mevzuları geçiyorum.

Kemal beye sıcak bakışımız nereden kaynaklanmıştır? Kendisi en azından ne diyecekse onu demekte, kıçımızdaki dona bile göz dikmişken bizi ne kadar sevdiği hususunda methiyeler döşenenlere benzememektedir. Bu da en azından medeniyettir bir nevi. Ayrıca, şurası özellikle nâzik bir noktadır ki, zenginleri sevdiğini ilân etmemekte ve belki de onları sahiden fakirlerden daha çok sevmemektedir. Ben düzgün bir insan kabul ediyorum kendisini. Hani şurada olsa memnun olurum, çayını ısmarlar, köfte ekmeğini getirtirim. Kahvedekileri de izzet ikramı esirgemesinler diye ikaz ederim. Benim tavrım böyledir.

Ne yazık ki, kendisinin oğlu Erol beyin Murat Birsel'in programına çıkmış olması, Kemal beyle aramızda zaten mevcut bulunan muazzam sosyal uçurumun sanki başka uçurumlardan pek de farklı olmadığı yollarında şüphe demetleri serpti önüme. Bunu bir uğursuz işaret telakki edip geçebilirdim. Ne yazık ki, Erol bey, Laila'da diceylik yaparak şüphelerimin büyüteçleri altında na böyle iri iri olan bazı nesneleri gözüme fil bacağı sûretinde gösterdi. Dedim ki içimden: oğlum, Suntur, oraya giren ve orada gözüken o bayrağın arkasına geçmiş demektir. Her ne maksatla olmuş olursa olsun bu böyle olmuştur. Kemal beye bir nevi teessüf duymadım da değil. Yani o zaman anladım ki, kendisine sempatim değerli kahvecimiz Cemal'in eski çırağı Pancar ısmet'in (lakap kendisine surat dekorasyonu nedeniyle takılmıştır fakat şeker pancarı ile alâkası da kendisinin bizden her fırsatta çay şekeri esirgemesini akla getirdiğinden hoş bir tesadüftür) bütün ikazlara rağmen çayda bulundurmaya azami dikkat gösterdiği karbonat miktarından daha ileri boyutlardadır. Fakat bu boyutlar bu şekilde elliiki bedenden 36'ya lank diye inmiş bulunmaktadır çaresizce.

Ben aslında geçen gün şu naçiz yazılarımdan birini bu mevzuya ayıracaktım. Fakat Kemal beye sempatim bana engel oldu. Kendisine kamuoyu olarak yüzde 57 destek verme pozisyonumun değiştiğini bildirmek de bir nevi yurttaşlık görevi değil miydi? Çöpleri siyah torbaya koymak gibi (mavi de olabiliyor). Fakat heyhat elim varmadı.

Ne zaman ki Kemal beyle ortamımıza oğlu üzerinden Laila dahil oldu, işte o anda kardeşiniz geri dönülmez bir akşamın doğalgaza geçişten bu yana nihayet o sarı duman olmaksızın seçilebilen ufkunda bulunduğunun şuuruna vardı. Dedim ki: Suntur, aklını başına topla. Laila müessesesinin ne olduğunu sen çözemezsin. Sen Laila'yı anlayabilirsen, Amerikan merkez bankasını da yönetebilirsin, borsanın da tozunu atarsın. Hele memleket basınının kalburüstü bir alışveriş ortamı içerisinde bu müessese ile olan alâkasındaki derinliğe senin gibilerin nüfuz etmesi tamamen ihtimal dışı bir konudur. Kimbilir, belki faydacı bir husus vardır bu noktada. Yani Laila'da hepsi birarada bulunuyorlar, şöyle iki adımda ana haber bülteni doldurmak, her cinsten sayfaya kadın unsuru katmak mümkün. Sonra bunlar şimdi bir hafta biri biriyle oluyor, sonra artık bu haber olmayınca mecburen öbürü öbürüyle oluyor, e başka başka yerlerde olsalar, git, gel, bisürü meşakkat. Hayır, bir de zaman geçecek ki maazallah. Sırf gazeteler olsa neyse, televizyonu var bu işin. Saniyesi para. Ayrıyeten, bu işler o kadar da kalabalık bir zümrenin arasında olup bitmiyor. Malzeme mahdut. Dönerli oynamaları veyahut lig usûlü şeyapılması falan icap ediyor. E, tabiî bütün bu organizasyonlar için mâkûl bir saha lâzım.

Ne bileyim, kafa yoruyoruz işte, nedir Laila gerçeğinin perde arkası diye...Bütün bunlarla da Kemal beyin oğlunu birarada şeyedince... Hani bakarsınız yarın öbürgün Kemal bey de... Allah saklasın... Ama yani gitse gider oraya gibi geldi...

Şimdi, Berrin hanımın da (Cankat, yani dedi.com.tr, adrese tıklamayın boşuna, çıkmıyor) Laila'nın açılışını "efsane döndü", "muhteşem oldu" falan cilâlamalarıyla veren gazetelere "öf" çektiği bir ortamda, bu hanımefendi "gına geldi artık" deyip sonuna da ünlem işaretleri koyarken kardeşinizin lafını daha fazla yutması hiçbir surette kabul edilemez. Edilse bile bilahare izah edilemezdi

Hem ben nihayet bunu ilân ediyorum diye piyasalar mı sarsılacak yine? Piyasayı sarsmayan lafın mahzuru yok ki.

 

F. SUNTUR'UN YAZILARININ
TOPLU LİSTESİ İÇİN TIKLAYIN

F. SUNTUR'UN BİR SONRAKİ
YAZISINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN