Madem öyle işte böyle olayı

 

Baştan demiştim; bakmayın umumiyetle "açsın goncalar güller, ilişmesin bana eller" makamından söylediğime, gün olur, tepem atar, şu 10 dolarlık klavyenin tuşları birer tetik sûretinde görünür gözüme, o vakit başladım mı ortalığı taramaya, gak guk etmeden koyabilecek misiniz 14'lük salvolarımı, 7.65'lik ufaktan geçirmelerimi sayfanıza? Aynen sordum bunu, kahveye geldiklerinde. Ve âdeti bozup hepsinin tek tek gözlerine baktım. Ben konuşurken öyle randevu ister gibi bakmam milletin gözüne. Karşımdaki bir derdini anlatıyorsa bakarım. Mahremiyete dair bir samimiyet hali içindeysem bakarım. Fakat öyle iş güç mevzuları görüşülürken ilerisi için yatırım ve yer ayırtma faslından özellikle hatun milletinin gözlerinde uzun yürüyüşlere, kayık sefalarına çıkanlara illet olurum. Böyle yapmam. Fakat yaptım işte. Hanım kızımız dahil, beni ille de internet sitesine köşeyazarı yapmaya gelen heyetin hem gözlerine baktım hem de prensibimi ilân ettim. Hattâ bu esnada farkında olmadan sesimi de yükseltmiş olmalıyım ki, Dursun "Elma mı normal çay mı istedin abi?" diye seslendi oradan.

Velhâsıl, bana söz verdiler, virgülüne dokunmayız dediler, işte ben de yazıyorum.

Mevzu, af.

Şimdi gündelik gazete tetkiklerimden öğrendiğime göre, şu bankalar mankalar meselesiyle ilgili olarak hükümetimizin niyeti şöyle toparlanabilirmiş: götürdükleri parayı versinler, affedilsinler.

...ve böylece yeni maceralara yelken açsınlar... kısmı da var mı, bilmiyorum.

Öfke dozum tehlike sınırının yakınlarındadır. Azıcık hoşgörü istiyorum. Memleket mozaikse Suntur kardeşiniz de bunun bir unsurudur ve sizinle aynı geminin içindedir. Hoşgörülü olunuz.

Ben de buradan bir nevi mantık yürüttüm. Kahvede bahsedemiyorum, mantık mevzuu burada ne tükenmez tartışmalara yolaçmıştır, bilemezsiniz. Başka zaman anlatırım.

Şimdi diyorum ki, madem muhterem siyasetçi tayfamız Paper Moon yoldaşları için bir af prensibi getiriyor ve diyor ki, suçu işleyen, verdiği zararı gidersin, suçu da sayılmasın; o halde bu prensiple affın mahiyeti konusunda hükümet içerisinde yok yere doğmuş tatsızlıklara falan da lüzum yok, af her cinsten suçluya aynı prensip ile pek güzel uygulanabilir. Adam hırsızlık mı yapmış? Ne çalmış kardeşim? Televizyon, mücevher, para vesaire. Ne çalmış olacak? Ha, araba da olabilir. Tamam, gider Doğubank'a, alır kıyağından bir dijital Sony 72 ekran, bulur parayı, artık nereden bulursa, yatırır bankaya, getirir hesap cüzdanını mağdurlara verir, arabayı da alır, verir... ıstelik hem televizyon hem araba yenilenmiş olur, o da bir nevi tazminat yerine geçer.

Maddî suçlar mevzubahis ise herhangi bir problem çıkmaz. En fazla, hırsızlıktan içeri düşen herifin anında para bulup bunları nasıl temin edeceği hususuna takılınabilir, o da artık adamın bahtına. Bulursa bulur, yırtar, bulamazsa yatar içeride. Yani, merhum Özal devrinin hastane politikası gibi. Parayı veren MR'ı çektirir gibi...

Lâkin daha bi insanî mevzulara gelince bu af prensibinin dingildeyeceğinden endişe edebilirsiniz. Etmeyiniz. Adam tecavüz mü etmiş? Götürür, diktirir. Yok, hayır, bu işin psikolojik tarafı var diyorsanız, onun da tedavi masrafını üstlenir. Ortada çocuk varsa, bakımını üstlenir, okutur, falan. Taahhüdünü yerine getiremiyorsa, yatar içeride, olur biter.

Peki, adam öldürme hallerinde ne olacak? Birinin oğlunu kızını öldürmüş. Gider, münasip çocuk bulur, getirir, evlât edinirler. (Masraflar katilden.) Veyahut kendisi bizzat o ailenin evlâdı gibi çalışır, onlara bakar. Ne istiyorlarsa yapar. Bir nevi yirmibirinci asır kölesi olur.

Madem hukukta prensipler her vaziyet ve herkes için geçerlidir, bütün bunlar neden olmasın? Bu suali genç kardeşlerimiz için bir defa "neden olmasındı?" şeklinde tekrar edeyim. Pek severler ya bu cinsten laf oyunlarını...

Suntur kardeşinize kırıldığınızı, gücendiğinizi, öfkelenmekte olduğunuzu hisseder gibiyim. Lâkin hortumcu affının yolunu çizen prensibi bu şekilde diğer suçlara yayınca ortaya çıkan manzara bu kardeşinizin eseri değil ki. Hani, tabiî, niye yayıyorsun kardeşim sen de, diyebilirsiniz. Fakat, ne demiş bilgeler: Kılavuzu öfke olanın... Bendenize kızmadan evvel, mâlûm şahısları, yukarıdakileri gözünüzün önüne getirin. Ne halt etmeye böyle bir ana okulu pedagojisi metoduyla, "hadi çocuğum, ver bakıyim yanlışlıknan aldığın kalem kutusunu" muhabbetine giriyorlar ki!?

Akılma gelen procelerden biri şudur: Yanıma şu ana kadar banka ve çete işlerine bulaşmamış bir avukat alıp danışmanlık tezgâhı açacağım kahvenin karşısına. Hangi suçu işlersen bilahare ne yapıp da affedileceğini insanımıza izah eden bir yol gösterici olacağım.

Eğer bu herifler bu şekilde affedilirse, şimdiden söylüyorum, hepinizin suratına "Enayisiniz işte, enayisiniz!" diye haykırırım. Sonra darılmaca gücenmece olmasın.

Bi ses çıkarın yahu!

 

F. SUNTUR'UN YAZILARININ
TOPLU LİSTESİ İÇİN TIKLAYIN

F. SUNTUR'UN BİR SONRAKİ
YAZISINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN