Meşgale mâlûm, alâkadar olamıyoruz olayı

 

Mâlûm, ekran başındayız. 15 inçlik Hyundai'nin değil, 73 ekran soni trinitronun. En derin alâka ve dikkatimizlen euro2000'in içindeyiz. Norveçlilerin iyi çocuklar olduğuna, Balkan futbolcusunun isterse dünyayı devirebileceğine fakat bunu her vakit istemeyebileceğine, Almanlarda bi numara kalmadığına, ıngilizlerin en iyisi kendi aralarında oynamalarının şık olacağına, ıspanyolların artık sıkıntı verdiğine, Portekize can kurban vaziyetine, futbolda burun kalkmasının acısının fena çıkacağının, bu vesileyle Slovenlere hatırlatılmasına, ıtalya'nın ıtalya, Fransa'nın Fransa, Hollanda'nın da Hollanda olduğuna ve bu durumun ister istemez dikkate alınması mecburiyetine dair kanaatlerimiz kahvede geniş bir kamuoyu kesimi tarafından kabul görmüş bulunuyor. Şampiyona TRT'den verildiği için, arada sesin gelmediği durumlar, yayınlara yansıyan, "acelemiz yok kardeşim" havası falan da bizi mutlu ediyor. Hem nostalji yapıyoruz hem de ne bileyim, insan daha bir huzur hissediyor, öyle her saniye biyerlere yetişecek gibi oturmuyor televizyonun karşısında.

Bizimkilerin vaziyetiyle ilgili olarak ilk günden ilân ettik ki, grupta n'olacağı belli olmadan Suntur'dan tek laf alamazsınız. ılk maçtan sonra, memleketimizin son yıllarda yaşadığı ikinci büyük Apo hadisesi hakkında sessiz kalmadık elbette. Kalamazdık. Fakat dedik ki, kardeşim siz millî takımı Galatasaray'la karıştırıyorsunuz. Kısa müddet evvel onu bunu yenip UEFA kupasını kazanan Galatasaray'dı. Millî takım değildi. Hatırlattık yani biyerde.

Şimdi, şu zafer havası içerisinde, Hakan Şükür'ün Belçika maçının ilk devresi boyunca, golü atana kadar hiç de Hakan Şükür gibi oynamadığını, oralarda öyle dolaştığını, savunmada delik zembil vaziyetlerine düşüldüğü, hele bir ilk golü biz yeseydik olacakları falan söylemekten geri durmayız. Delikanlıların "Hoop Suntur abi, limon sıkma" tenkitlerine aldırış etmeyiz.

Prensibimizdir, Dünya Kupası varsa dünyanın bu kupa kısmı hariç gerikalanıynan münasebetimizi keseriz. Avrupa Şampiyonası varsa, arada sırada başka gelişmelere de kulak kabartır ve fakat maç saatinde illâ ki ekran başında oluruz.

Şimdi, bunun ne gibi neticeleri olmaktadır? Meselâ, herhalde parası kalmamış ki, Derbi Ali Desidero'yu falan bırakmış, koyuyorlar iki tane bayrak yanyana, bulanıkken net olan traş bıçağı ambalajı, yok kullanın, yuuzit, geldi, keym, hani bizim tabelacı arkadaşlar daha iyisini yapar, bundan ânında bahsedemiyoruz, erteliyoruz. Veyahut, filli boya reklamına Akrep Nalan'I çıkarıp "hani ben filim ya, o bakımdan" dedirtiyorlar, haliynen düşünüyoruz, bunlar daha kime neler yaptırabileceklerdir? Kaç paraya insan kendini bu vaziyete düşürür?

Geçen akşam yine uzandım Osman Abilere maç arasında. Osman abim evdeydi. Muhabbetin alelâde bir ânında dedi ki: "Başkasının yerine utanmak kadar kötüsü yoktur Suntur."

"Bilmez miyim" dedim. O esnada henüz fil durumlarına şahit olmamışız. Lâkin Osman abi seyretmiş tabiî bizden önce. Balık da yok ya şimdi, seriliyor tabiî divana.

"Abi ben asıl o parmağı boyalı herife hastayım," dedim. Osman abi lahavle çekti. Herife fatura gelmiş, banka ödiycek diye sevincinden zıp zıp oluyor dingil.

Her neyse, kusura bakmayınız sayın dostlar. Bu euro 2000 hadisesi durulana kadar benden pek hayır yok. Yine tabiî arada meşgûl oluyoruz. Çocuklar gösterdi, uefanın sitesine falan girip maçlara takımlara bakıyoruz. (Serkan'ın kardeşi velet anadolu lisesinde. ıngilizceden yana derdimiz yok.) Yani sanal âlemle münasebetimiz belki de bu vesileyle daha da tekâmül edecek. Yani bi kopma olayımız yok. Zaten Ronaldo'nun da bu internete ziyadesiyle meraklı olduğunu bizzat okumuş bulunuyorum. Oğlanı da kırdılar fena halde.

Bu vesileyle, ahdettim, kahvenin ortasında, size Sabit abinin bağnazlığını da teşhir edeceğim. Biyerde kahve ahalisinin de isteğidir. Adam Yugoslavya-Norveç maçını bile seyretmedi yahu! Niye biliyo musunuz? Brezilya yokmuş, o seyretmezmiş. Peki o vakit bizimkilerin maçlarını da seyretme! Olmaz. Niye? Cimbomlu ya, Hakan'la Arif'i dünya gözüyle son bi göreyim diyor. Ya abi saçmalama, herifler uzaya mı gidiyor, biri ıtalyaya öbürü ıspanya'ya. Cimbom formasıyla görmiycekmiş bari millî takımda görsünmüş.

Neyse, aslında sadece biyerde size, bu ara Slovenlerin savunma problemleriyle falan meşgûlüz, sizinle alâkadar olamıyoruz, kusura bakmayın demek için dokunduracaktık parmakuçlarımızı klavye tuşlarına. Durumumuzla ilgili ayrıntı ve grafikleri vermeye devam edeceğiz.

 

F. SUNTUR'UN YAZILARININ
TOPLU LİSTESİ İÇİN TIKLAYIN

F. SUNTUR'UN BİR SONRAKİ
YAZISINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN