Nitelikli dolandırıcılığın mânâsına giriş

 

Nail Keçili beyi "nitelikli dolandırıcılık"tan yargılıyorlar. Ya da bir defa daha tutuklamışlar, işte onun gibi bir şey. Ya ben bu lafa hastayım! Her duyduğumda memleketin en mühim gerçeklerinden biri mi dile getiriliyor yoksa pek çok işimizi sakatlayan acayip bir eksiğimize mi dikkat çekiliyor, bir türlü karar veremiyorum. Şahsen ikincisinden yana bir sıkıntımızın olmadığı hususunda ısrarlıyım. Fakat ilkine gelince... Ya abiler, bu memleket kaç defa nitelikli bir iş gördü ki! Bahse girerim, Nail beyin vakasında da bu bakımdan fazlasıyla eksik gedikler mevcuttur fakat kendisi reklamcı olduğundan muhakkak onu başka türlü takdim etmiştir. Netice olarak burada dolandırıcılık var mıdır, bunu bağımsız Türk yargısı ortaya çıkaracaktır. Fakat o da bakana gidip, "şunu şunu iddianameye koysam ANAP rahatsız olur mu?" diye sormaktadır. Bu bakımdan, Nail bey tabiî bir dönemin muteber ismi, kendisini de basit veya adi dolandırıcılıktan mahkemelerde süründürmek elbette bizim Tevfik abi gibi işi gücü hayatı bize zindan edenlere dahi merhamet göstermek olanları rencide edebilir. Ben bu lafın son zamanlarda birer ikişer cezaevlerine düşen muteber kişileri azıcık da haysiyet ve mevkilerini gözeterek, sonra ne bileyim, icabında onlar çıkar, yine onlara işler düşer, Nail bey durup dururken mi memleket yönetiminde bu kadar yükseldi, birçok reklamcı var, elinde cep telefonuyla dağ tepe dolaşan fakat üstü toz olmayan o kızı başımıza musallat eden var meselâ, bankayla beşik kertmesi olduğumuzu kafamıza sokmaya çalışan, bu maksatla gelinler allayıp pullayan, nice çocukları gençleri havuzlara atanlar var, kapıcıyı Beyaz'ın kucağında uyutanlar var, yani reklamcı çok. Niye onlar değil de Nail bey âdetâ devletin bir müessesesinin gökdeleni gibi yükseliverdi cemiyet hayatımızın en güzel manzaralı tepelerinde? Yani bir gün icabında yine geçer kurulur yerine, sonra bugün ona şöyle böyle diyenler yok şöyleydi de böyleydi de, böyleyken şöyleydi telâşına düşerler. Hani bu bakımdan da şimdi bu şahıslara fena muamele yapılmasında tabiî sakıncalar olabiliyordur. Ayrıca, simit çalan çocuk mu bunlar? Tabiî ona göre şeyedilecek.

ışte bu fikirlere dayanarak, "nitelikli dolandırıcılık" lafının da bir çeşit VıP salonu, şeref tribünü falan gibi bir şey olduğuna hükmettim. Etraftaki herkesi de bu şekilde aydınlattım. Birkaç da uygulama yaptık. Meselâ bizim eski muhtar, müteahhit İrfan'ınkilerin asla bu kapsama girmeyeceğinde anlaştık hep beraber.

Tam bu sırada da aklıma şu boyuna düşüp duran ve onca cana malolan ıspanyol askerî uçaklarının nasıl alındığı konusu takıldı. Kendime prensip koydum, elimde bir gündem varken öbür gündeme geçmiyorum. Hiçbir şey olmasa kafam karışıyor. Zaten kafasında bir uçtan bir uca takip edilebilen birkaç çizgi olsun geçebilen tek adam kalmışım kahvede, biz de telef olursak felâket.

Fakat birdenbire bu gündemlerin pekâlâ beraber mutlu olabileceklerini keşfettim. Şimdi bunu düşünüyorum.

 

F. SUNTUR'UN YAZILARININ
TOPLU LİSTESİ İÇİN TIKLAYIN

F. SUNTUR'UN BİR SONRAKİ
YAZISINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN