Sen ortamın farkında mısın, bayan!?

 

Sana ne, diyebilirsiniz, fakat ben bu Cathy hanım konusunda fena halde endişeleniyorum. Memleketin havasına suyuna alışamaz falan diye değil. Zaten bizim ırfan ustanın değme müshile beş basan yemeklerinden yiyecek değil kadın. Antep'ten bile hasarsız ayrıldığına göre, bu mevzuda pirelenmenin âlemi yok. Ha, acılı kebap muhabbetinden hasarsız çıktığını ne biliyorsun, derseniz, eğer bir hal olsa mutlaka öğrenirdik derim. Zira geleli henüz kaç gün geçti, uyurken o taraftan bu tarafa dönüyor dönmüyor mu, bir tek bunu öğrenemedik. Kadının kaşına gözüne bile baktırıyorlar falcılara. Yani falcı değil de, işte, böyle vesilelerde her haltı bildiklerini kabul etmemiz icap eden astrolog, vantrolog, psikolog tayfasından bir ekip var ya, bunlara gidiyorlar, "Cathy hanımın saç modeli sizce Kemal beyin ilk seçimde aday olacağını mı gösteriyor yoksa olmayacağını mı?" cinsinden latif sorular soruyorlar, onlar da dökülüyor.

Ya kardeşim, ben mecbur muyum, enflasyon işleri de dahil yakın geleceğimi kibar mibar da olsa bir kadının saçını tarayışına bakarak tahmin etmeye? Ya gider, öyle hem oğlan çocuğu gibi hem de orasından burasından bazı tutamları öbürkülerden uzun, geneli siyah özeli kırmızı mırmızı yaptırırsa saçını? Hangi sektörlerde ne kadar büyüme gerçekleşecek o vakit? Veyahut hangi parti barajı geçecek? Ha? Söyleyin bakalım, derler adama.

Şimdi tabiî, hoşgeldin fasılları esnasında kadıncağız daha nereye düştüğüne uyanamıyor. Halbuki atmaca gibi bekliyorlar. Bu millet televoleyi yaratmış millettir. Ayrıca bu millet kritik dakikalar oynanırken ayağı sürçeni ne yapar!..

Mütemadiyen kendimi zora sokuyorum. Hep izahat mecburiyeti yaratan laflar ediyorum, sonra asıl mevzu kenarda kalıyor. Bunu Osman abiye de danıştım. Gittim, evdeydi, oturdum azıcık, yenge de (Catherine hanım değil, Osman abinin yenge) kahve yaptı hemen sağolsun. Osman abi dedi ki, "Tecrübe meselesi, Suntur." Nasıl yani? Bir müddet sonra artık her dediğimi izah etmek için bunca debelenmeme hacet kalmayacak mı? "Tam öyle değil" dedi. Şöyleymiş: "Millet" falan gibi kimliği belirlenemeyen şahıslardan bahsetmezsen mesele azalır, dedi. Fakat şimdi ben bir defa demiş bulundum, mecburen izah edeyim: burada kastım tabiî ki millet değildir. Yani bi yerde o da millettir fakat milletin kendinden "millet" diye bahsetmeye zaten hakkı olan kısmıdır. Yani ayağı sürçene bişey yaptığı zaman bişey olan... Ya, işte yani bizim kahveye filan gelmeyen...

Tamam, anlayan anlamıştır, uzatmıyorum. Cathy hanım mevzuuna dönüyorum.

Beyler, bu hanım her şeyden önce Amerikalı. Tutup "yenge" diyorsunuz kadına. Kimbilir ne geliyor aklına? Tutup "Hillary gibi" diyorsunuz. Kadın ne bilsin sizin küçükken başınıza gelenleri veyahut sevgisiz büyümekten mütevellit kompleks repertuarınızı? Belki kendisi felaket gıcık oluyor Clinton'un karısına? Günde üç öğün ne yediğini yazıyorsunuz. Ben şahsen kendisinin helâda bile gözetlendiğinden endişe duymaya başladığını sanıyorum. Tutup bir gün şort giyip koşsa, Kemal bey gibi, kopacak yaygarayı düşünebiliyor musunuz? "Bacaklara tam not" başlığı atılmazsa namussuzum bütün kahveye cappy'nin vişne suyundan (en pahalısı oydu son olarak, Kemal bey ucuzlatırsa bilemem) ve soda ısmarlayacağım.

Ya, iki dakika efendi olalım, ne kaybederiz?

Valla ben söyledim, Kemal beyin hayattaki en büyük gayesinin bizim mahallenin refah seviyesini yükseltmek olmadığının farkındayım. Lâkin adam normal insan gibi konuşuyor diye bir sempatimiz oluştu bir defa. Cathy hanım da aslında bizim hayatımızın bir unsuru değildir. Yani aslında bu mevzular bizim için bir timsah belgeseli kadar ilgi odağı olmayı hak etmiyor. Fakat göz göre göre de harcanacak kadın. Bir insandır, falsosunu da görmedik. Hülya Avşar'ın programına falan çıkaracaklar, Yener Süsoy röportajına konuk edecekler, Murat Birsel zaten etraflarında dolanıp duruyor, o konuşacak maazallah veyahut Ali Kırca birden hayatı paylaşıverecek ekranda, aşk üstüne falan süzüm süzüm sohbetler yapılacak anında tercüme metodlarıyla... Tamam, kesin, tabiî ki benim de aklımdan geçti, fakat birden alnımda ter damlalarının birikip şakaklarıma doğru harekete geçtiklerini hissettim, bu yüzden mâlûm şahsın Türkiye'nin en çok izlenen ana haber bülteninde Cathy hanımı konuk edip hangi kıvamda rezaletler üretebileceğinden bahsetmemeyi tercih ediyorum. Görürler o vakit, üretim yapılamıyormuş, reel sektör batmış falan hikâyelerini.

Hiç ihtimal vermiyorsunuz, ama reklama bile çıkarabilirler kadını... Elinde hazine bonolarıyla dağ tepe dolaşıp I'm free I'm free diye bağırır mı artık yoksa ekmekleri Sana'layıp bahçede oynayan tasarruf sahiplerini kahvaltıya mı çağırır, Kemal beyin toplantılarda kirlenen gömleklerini özelleştirme idaresinin terasına mı asar, ne yaparsa...

Ya bütün millet tek bir kadını gözetler mi yahu? O eve doluşan ve evden çıktıkça soyunarak moyunarak şöhret basamaklarını hızla tırmanan kızlar var, o evdeki oğlanlar var, hepsi birbirinden numune... onları gözetlesinler, onlar zaten istiyor.

Hayır, bişey değil, kadın, "ulan leblebi fıstık olduk bunlara" diyecek, çekecek gidecek, Amerika'da evi var, her şeysi var, Kemal beyin moral de inecek tehlike seviyesinin altına, o da asacak suratı, hot zota başlayacak, al sana eski tas eski hamam.

ışte meselem bu. Hal yolu bakımından pek zengin bir çeşit yok elimde. Tek ümit ışığı şurada ki, yakında bütün gazeteler alenen bir-iki kişinin olacak ya, bakarsınız şahısları ikna etmek mümkün olur, onlar öyle yazdırmaz, Cathy muhabbeti de kalmaz.

Fakat!.. Yahu daha bu kadın birtakım konserlere, davetlere falan gidecek, tuvalet giyecek, yaz geliyor, denize girecek...

Vazgeçtim. Ufak ufak çekiliyorum ben bu mevzudan. Bununla başedemem ben!

 

F. SUNTUR'UN YAZILARININ
TOPLU LİSTESİ İÇİN TIKLAYIN

F. SUNTUR'UN BİR SONRAKİ
YAZISINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN