Yok mu bize o şahlanışı
gösterecek kamera?

 

"Gel abi, gel," diye kapıdan koluma girip içeri çektiler. Hepsi geçmiş televizyonun karşısına. Ulan, saat daha sabahın onbiri falan. Ne maç var ne bişey. Ne arıyor bunlar... Bi baktım, Ecevit. Yahu nedir bu birdenbire memleket meselelerine şeffaf elbiseli manken seyreder sûrette alenî merak bu kahvede? ıstelik de, NTV açık. Ulan o hava durumu kızları varken üç dakika açtıracağız diye bin türlü naz niyazını çekiyorduk milletin, şimdi kendileri açmışlar, geçmişler karşısına...

"Ya, otur abi, dinle," dedi Ender. Oğlan spor çantasını bile omzundan aşağı atmamış, öylece dikiliyor masanın yanında. Sabahattin, "Ya kesin de anlayalım şu işi," diye gıcırdadı dişlerinin arasından, filtreye dayanmış sigaranın dumanını gayrı ihtiyari puf puf ettirerek. Tevfik abi, "Suntur oğlum, bi otur da sen de bak," dedi. Caner bozuldu, her haltı bu herif mi biliyor gibilerinden. Kendisi bizim bilgisayarın ekran kartını değiştirme teşebbüsü esnasında âleti tamamen hurdaya çıkarılacak hale sokmuş ve bilahare Serkan'ın orta üçteki kardeşi Emre'nin müdahalesiyle bu iş düzeltilince benim makinenin bir daha asla eskisi gibi çalışamayacağı iddiasında teselli aramış ve fakat herbişey son derece düzgün yağ gibi çalışmaya devam edince benim büro-masanın etrafından ufak ufak uzamıştır.

Neyse, oturduk. Ecevit diyor ki: "Terbiye sınırlarını aştı, çok terbiyesiz sözler söyledi." Bazı bakanlar da öyle demişler. "Oğluna fırça atan baba bile böyle konuşmaz," demişler. Merakımı celbetmedi değil. Aynı zat (kim olduğu lütfedilmedi), "baba bile oğluna böyle demez" diyen zat yani, "düşman düşmana böyle laf etmez" de buyurmuş. Demek adam düşmanına ne diyecekse oğlunun kafasına da bunları çalıyor. Maaşaallah evlat terbiyesi sahasında Nobel'i bizden kimse alamaz. Fakat bu tabiî başka mevzu. Ecevit'e dönelim.

Adam kırılmış haliynen. Ne dediyse artık cumhurbaşkanı. Sabahattin yoruma daldı: "Ya, o adam öyle ağzını bozacak birine benzemiyor," dedi. Anacaddedeki bankanın müdürüyken emekli olup mahalleye yerleşen bir Nedim Bey var, arasıra takılır, o da orada, yoldan geçiyormuş, içeriden gelen sesler üzerine dalmış kahveye, takılmış televizyonun karşısına. Nedim Bey, "Zaten MGK toplantısı değil mi efendim," dedi. Ben bu adamın "Bizimkiler" falan cinsinden bir dizide yeralmayışını bir türlü hazmedemiyorum. "Ne kadar ne diyebilir bir cumhurbaşkanı, o kadar subayın falan önünde hükümete?"

Bu arada sabahtan beri şu kadar milyar dolar çekildi, falan, tecrübemiz var, artık bellemişiz, bunlar ne şekilde nasıl cereyan ettiğini bilemeyeceğimiz ve fakat netice itibarıyla bize girecek vaziyetlerdir. Merkezi bi arasam mı dedim, henüz yırtmışken iyi kötü... Neyse, bir halt olursa ararlar dedik, geçtik.

Nedim Bey'in tane tane ağzından dökülen izan ve basiret timsali lafların neticesi hiç de bu mahiyette olmadı. Hepsi galeyana gelmek için benim huzura gelmemi bekliyormuş gibi, hepsi aynı anda başladılar tantanaya. Bunu hülâsa edemeyeceğim.

Fakat işin özünü nakledeceğim. Kahvedeki genel temayül şudur: Şayet cumhurbaşkanı bunlara "topunuzun alayını..." şeklinde başlayan bazı hitaplarda bulunduysa dahi kahir ekseriyet kendisinin arkasındadır. Bu hususta tereddüt emareleri gösteren bazı arkadaşlarımızı ikna eden de, cumhurbaşkanına karşı ilk şahlananın Hüsamettin Özkan olduğunun televizyon marifetiyle haber alınmış oluşudur. Ne zaman ki bu duyuldu, derhal yeni çaylar söylendi, yeni sigaralar yakıldı, herkes oturduğu yerde arkasına şöyle bir kaykıldı, soluklar salındı, filan...

Ben şahsen Hüsamettin Özkan'ın şahlanışını naklen veremeyen bir televizyonculuğa televizyonculuk mu derim? Hani canlı yayın tam bu esnada?

Fakat en çok takıldığım husus, başbakanın, bu hadiseyi Sezer çıkardı, kamuoyu önünde böyle şeyler yapılır mı, ayıp, falan demesi. Yahu, siz Cüneyt Arkın triplerine girip kapıları vurup çıkmasaydınız, sonra da mikrofonları kameraları toplayıp posta atmasaydınız hangimizin haberi olacaktı normal şartlarda bize zırnık malumat vermediğiniz o koca salonlarda olup bitenden? Hadiseyi fâş eden cumhurbaşkanı mı ki?

Şunu da demek mecburiyetindeyim ki, bu tür hadiseler bana bu şahısların da insan olduğunu düşündürüyor. Seviniyorum ne de olsa, bir yurttaş olarak yani. Hernekadar şahlanan Hüsamettin Özkan tablosunu bizden esirgeyen televizyonlara kırgınlığım azalmıyorsa da...

 

F. SUNTUR'UN YAZILARININ
TOPLU LİSTESİ İÇİN TIKLAYIN

F. SUNTUR'UN BİR SONRAKİ
YAZISINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN