Okumazsan saksıyı korursun olayı

 

ızah edeceğim. "Suntur'dan basına saldırı" haberinin aslı yok.

"Hayır" dedim, "katiyetle okumam." Hâlâ burnuma uzatıyor gazteyi. Şöyle, "en geç filmin üçte ikisinin nihayetini müteakip senin ne mal olduğunu cümle seyirciye fâş ederim" bakışıyla bi baktım, dam kenarında voltaya koyulmuş martı gibi çekti kanadını geri.

Gönlüm de elvermiyor. Oğlan merak ediyor. N'apsın? Yıllardır hasret. Ezilmiş durmuş cimbomluların karşısında.

Bu sefer kısık sesle soruyor. Dokunsan ağlayacak. "Tamam okuma abi, peki, ama söyle bari, biz şimdi Boksiç'i almış mıyız?"

Tuttum kolundan. "Oğlum," dedim, "Boksiç'le sizin bi işiniz yok. Boksiç'i cimbom alıyor. Veyahut alamıyor, her neyse!"

ızüm süzüm, kolları düşmüş yana. "Peki, van Hojdonk?" dedi.

Lahavle!

"Yahu, Murat, kardeşim, bilader, güzel kardeşim, Allah aşkına git şu Nuri Usta'ya, birine git, toplattır kendini. Oğlum ne van Hojdonk'u? Onu zaten kartal alacaktı, herif çoktan Benfica'ya gitti."

Alnını yasladı çuhaya. Hayal meyal, "Abi hani bitirmişlerdi..." diye mırıldandığını duydum. Çuha azcık kaydı ondan tarafa, bizim klavye yerinden oynadı. Düzelttik anında. Birden kafayı kaldırıp dedi ki: "Abi peki biz kimi aldık şimdi?" Gözbebekleri bir çay bardağının aksini taksim etmiş aralarında.

Transfer işleri başlayalı beri okumadık gazte, izlenmedik televizyon programı bırakmamıştı. Gitti kendine defter aldı, kalemi de biz hediye ettik, nâçizâne, o vakit de söyledik, oğlum, okuma, takip etme, sonunda bakarsın, şimdi bakarsan kafayı yersin, dedik. Hepsini söyledik. Dinlemedi. ıçinde kalmış çocuğun yıllardır. Şampiyonluk istiyor. Beş hafta önceden cimbomcular kral gibi dolaşmasın etrafta istiyor.

Biz hemen uyanamadık vaziyete. Önce Porto'ya giden, sonra kesin olarak kartala gelen, arkasından cimbomun aldığı, sonra fenerin bitirdiği, bilahare Benfica'ya ve oradan Manchester'e ve Bayern'e giden futbolcunun aynı adam olmadığını iddia etmeye başlayınca işkillendik. Lâkin nasıl kondurursun, daha geçen sene üniversite imtihanı kazanmış zehir gibi oğlan. Fenerliliğine rağmen basarız bağrımıza. Sanal âlemde karşılaştığımız arızalarda baş yardımcımız. Netten indirme bindirme işlemlerini bize göstermişliği, sık sık kendiliğinden amerikanca q'ya geçen klavyeyi tekrar türkçe f'e döndürmüşlüğü, bu kardeşinizi nice virüslerden korumuşluğu var. Hem kılavuzumuz hem muhafımız olmuş oğlan günlerce.

Şimdi böyle sarsak ve özellikle un ufak dolaşması nasıl çizmesin yüreğimizi? (Türkü Türkü Türkiyem kültürümüzden bahsetme fırsatını daha önce bulamamıştık zannederim!) Dedim ki: "Murat, bak, senden abin olarak rica sınırlarını zorlayıp da hani biraz da öte tarafta iz bırakan bazı isteklerim olsa..."

"Estağfurullah abi," dedi. Kibar oğlandır. Mahallenin magazin prensesi Gözde bu yüzden bakmıyormuş oğlana, bunu da Murat'ın kankası Turgut'tan öğrenmiş bulunuyorum. Kıza, "Kızım, Bruce Wilis de icabında ne biçim romantik oluyo, ne nazik oluyo" demişler. Lâkin kız "öteki Bruce"tan yana.

Her neyse, yazılarımızın reytingi bakımından magazin katma teklifine de böylelikle ölçüsünce sıcak baktıktan sonra devam edeyim. Bu Murat, tutturdu bi gün, "Abi," dedi, "bu van Hojdonk'tan kaç tane var?" Yahu oğlum olur mu öyle şey... Tınmıyor oğlan. Sordukça soruyor: "Zola dedikleri kaç kişi?", "Şimdi biri ıngiltere'de kaldı, öteki ıtalya'ya gitti, bize de üçüncüsü mü geliyor?", "Zamorano'ların hangisi Trabzon'a gidecek hangisi bize gelecek?"

Kaptım elinden gazeteleri, doğru büfeye. "Bana bak Salim," diye salladım haykırışımı sekizlik su şişeleri üzerinden. "Bu çocuğa lig başlayana kadar gazete vermeyeceksin. Tamam mı!" Salim afalladı haliynen. "Sonra izah ederiz sana herhalde," deyip uzadım. Murat'ı da sıkı sıkı tembihledim. "Şakası yok kardeşim," dedim, "kafayı bi yedin mi bi daha toplayamazsın."

Fakat bütün bunların bilemediniz memleketimizdeki demokratiklik vesaire adımları kadar kıymeti harbiyesi olduğunu tesbit edince, olağanüstü hali genişletmeye karar verdim. Topladım Ekrem abiyi, Selim'i, Köksal Bey'i, Dursun'u da oturttum yanımıza.

Bütün kahveye ilân ettim: Transfer işleri bitene kadar kahveye giren bütün gazetelerin spor sayfaları kesilip atılacak, kimse okumayacak!

Hayır, sırf Murat olsa baş edeceğiz iyi kötü. Geçen gün Ekrem abi de gelip, "Suntur oğlum, bu Bosnalı çocuk hem fenerde hem Real'de nasıl oynayacak, ya aynı gün maçları olursa?" diye sorunca vaziyetin vahametini idrak ettim.

Peki, geç kalmış olabilirim. Kabul ediyorum. Lâkin herkesin her şeysine de ben mukayyit olamam ki. Okumayın kardeşim transfer haberi!

Yenge, "Bu ne şiddet oğlum Suntur," dedi. "Ne biçim vuruyorsun kapıya. Allah muhafaza bir hal oldu zannettim." Neyse ki Osman abi evdeydi. "Sen bana Oktay'ın şu andaki halini resmedebilir misin, Suntur?" diye sordu.

Kahvedeki bütün gazeteleri topluca imha hadisesi bundan sonradır. Ve katiyen basına yönelik bir sansür hadisesiyle veyahut benzer bir teşebbüsle uzaktan yakından alâkası yoktur.

 

F. SUNTUR'UN YAZILARININ
TOPLU LİSTESİ İÇİN TIKLAYIN

F. SUNTUR'UN BİR SONRAKİ
YAZISINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN