Sanal âleme el atılması hadisesi

 

Valla yine rencide etmediler kardeşinizi, ama içten içe azıcık kafayı da buldular bizimle herhalde. Açıp soramıyorum da şimdi. "Affedersiniz, az önce kenarından makaraya sarıldık mı?" denmez ya! Osman abiye de soramam. Telefon görüşmesine şahit olmadı zira. Çünkü o hep, "olsun Suntur, bir de karşı tarafı dinleyelim" der. Bu huyu bana sirayet ettiğinden sevimsiz oluyoruz tabiî milletin gözünde bazen. Türkiye bu tadı sevmez.

"E, n'olcak bu durumda?" diye telefonlara sarılmama sebep, gazetede gördüğüm bir başlık.

"Artık internette sayfa açan valiliğe gidecek" demişler. Ben bu kadarıyla öyle dellenmezdim de, tuttuk haberi de okuduk, web sayfan varsa içeriğini her gün iki kopya yapıp savcılıkla valilik veya kaymakamlığa takdim edecekmişsin. Gazete televizyon sahipleri daha çok gazete ve televizyon sahibi olsunlar hem de petrolden süt ürünlerine, Edirne'den Ardahan'a her şeyi üretebilsinler diye yeni kanun çıkacak ya, biz de bunu ancak kamuoyunun sorumlu bir ferdi olarak bize değer geçer bir hal olarak kabul etmiştik, meğer o kanunda sanal âleme de dil uzatılmış. Kanun çıkarsa, el de uzatılacak.

Ya kardeşim nasıl her gün iki kopya ithal edilir sanal âlemden kağıt kalem âlemine de gidilir savcılığa şuna buna verilir. Adam kuruyor bir web sayfası, kafasına göre takılıyor. Ne yapacak, bugün kafamın şurasına göre takıldım, buyurun röntgeni falan diye mi şey yapacak?

Şimdi, kriz günleri, kriz'in k'si duyuldu mu bunun şahsen bizim aklımıza gelen hayat arkadaşı işsizlik oluyor. Şurada çiziktiriyoruz arada. Hem bir nevi bir boşalım oluyor hem de eksik olmasınlar, üç kuruş müç kuruş, ele güne muhtaç etmiyorlar kardeşinizi, piyasam açılıyor, ekonomim nefes alıyor. Öyle, "sana bu parayı veriyoruz ama bununla şunu yap bunu et ki yarın bize daha çok muhtaç olasın" diye şart şurt da koşmuyorlar. Memnunuz yani bir yerde. E, ben yaştaki bir Türk vatandaşının kamuya açık yerde alenen, herkes tarafından duyulacak ve anlaşılacak şekilde "memnunum" demesi, bilhassa zamanlama bakımından "şık" bulunmayabilir jandarma baskınları gibi. Yani, Hülya Avşar, "Şükür Allah'ıma, bana megaloman olma şansını verdi" deyince mesele çıkmaz da, biz "memnunuz" deyince, en hafifinden, Saadet yengenin "hayrola oğlum, hasta mısın?" sortilerine mâruz kalıp tam akşam üzeri ıhlamurlar falan içmek tehlikesi başgösterebilir. (Ihlamurun kokusu uzaktan hoş gelir, fakat bu ayrı bir yazı konusu ((şimdi bu parantezin içine bir parantez daha nasıl açılır, şey edemedim onu da, hatırlatayım dedim, köşeyazarlığı âdabını kapıyoruz biz de bir yerde kendimizi eğiterek fakat bu içerideki parantez nasıl kapanacak şimdi ötekiyle karışmadan...)).) Bu iyisi tabiî, girmeye çabaladıkları kapılar bilinmeyen bazı uygulamaların beklenmedik şekilde kesilmesiyle aniden kapandığından burunları hafiften yassılmış eşhasın doluştuğu öğle sonrası kahve ortamında etraftakiler tarafından hassas bölgelere nokta bakışı yoluyla Saddam'ın askerî tesislerine çevrilmek de var. (Sahi, Saddam ne oldu ya?)

Açıp sordum işte, bi mesele yok, dediler, tamam dedik, yani yardımcı olmak maksadıyla, ben kafadan iki nüshayı burada mesai bitiminde otlakta unutulmuş mal misali dolanan bazı değerli kardeşlerimiz var, onlarla direkman yollayayım mı savcıya falan diye şey yapmıştım aslında...

 

F. SUNTUR'UN YAZILARININ
TOPLU LİSTESİ İÇİN TIKLAYIN

F. SUNTUR'UN BİR SONRAKİ
YAZISINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN