Şimdi n'olcak, Tarkan'a mı verilecek olayı

 

N'olmuş? Özgür Kız adıyla şu mütevazı hayatımızın ortayerine bir yırtıcı santrfor şeklinde sokulan reklam mahlûku, tam oğlanı da bulduk, herif de bana sırılsıklam, şimdi kendisine bir cins hizmetkâr muamelesi çekebilirim filan diye havalara girmişken, bir de bakıyor, önünde Tarkan yürümekte. Yürümekle de kalmamakta, dönüp kendisiyle ilgilenmekte. Evet, hattı zatında bir 'fakat o da nesi!' vaziyeti.

Fakat niçin? Tamam, herif buram buram vukuat ve kaçamak kokuyor. Tamam, Hülya hanım evinin kadını oldu, artık dekoltenin dalağını yarsa, kocasıyla baloya giderken süslenmiş Cumhuriyet hanımı hallerini aşamaz. Tamam, Gülben hanım aynı zamanda çoluk çocuğun ve bizim Sevim teyzenin, Gülbahar teyzenin kırk yıldır tınmaz bir adamla onmaz veletleri falan çekip çeviren, hürmet gösterdiğimiz büyüklerimizin de gözdesi olmaya kalktığı için, erkek milletine her dakika serbest vuruş şansı vermiyor - yanlış anlamayın, frikiği bol olmuyor demek istiyoruz. Ayrıyeten, şu da tamam, Hande Ataizi veyahut denizakkayalar milleti kesmiyor, onlardan çok var. Yani ortalıkta ilâhe kalmadı. Şimdi bütün askerî birliklerdeki fotoğrafları toplasan, bir dolu kadın resmi birbirine yakın sayıda çıkar. Yok öyle, Müjde Ar'ın yüzde doksansekizlik nisbet tutturduğu günler geçti. Nerede Hülya Avşar'ın azıcık Sibel Can'la çekiştiği zamanlar... Hele Ahu Tuğba falan... Yok artık. Kala kala bir Tarkan kaldı ortada milletin aklını zaten bulunduğu yere sevk eden.

E şimdi, kırk yılda bir de hatun milletinin böyle bir halden faydalanması adalet kapsamındadır şayet adalet bakanı onu da hayata döndürmezse.

Yani, diyeceğim, reklam mahlûku falan da olsa, bu kadar meşhur da olsa, bir kızın langadank Tarkan'la yakın temas mesafesinde öyle manalı manalı gülüşür vaziyette bulunması ister istemez sinirler üzerinde tesir yapar ve kan devridaimini süratlendirir. Bunu anlamıyor değiliz.

Fakat bu tereddüdün bu kadar şişirilmesi ve her şeyden evvel bu kadar normal karşılanması sahiden de fena halde ayıptır. Ulan bu kız dağ tepe dolaşırken o oğlan peşinden öyle geldi de meğer bunlar birbirlerine ne biçim aşıkmış aslında falan... deli saçması bir hikâyeydi aslına bakarsanız da, aslına bakamıyoruz, zira her şey bir reklam içerisinde olup bitmektedir. Yine de başlamışken koyacağız lafımızı, dönüş yok, mecburen: O kız özgür mözgür değil sadece şımarıktır ve bu hususiyetiyle, aslında kendisi gibi kızlara kıyasla herhangi bir hususiyeti olmadığını göstermektedir.

Fakat bu arada bütün bu millet niye dağ tepe dolaşmaktadır? ışsizlik bu boyutlara mı varmıştır? Nedir, nedendir?

Bu suallerin ehemmiyeti var mıdır, bilemiyorum ben tabiî burada oturduğum yerden. Kalkıp dolaşsam yine bilemeyeceğim. Zira reklamcılar adı verilmiş şahıslar bilecekler. Bir odada oturacaklar, bilhassa filtre kahveler içecekler, bilhassa pek sade görünen fakat pahalı rahat kıyafetler giyecekler, bir sonraki kısımda ne olsun diye düşünecekler, taşınacaklar, çekecekler, kesecekler, biçecekler, bu arada, kontör doldurtmaya gitmiş kızın sırt çantasını oğlanın uyandığı ağacın dibinde unutacaklar, biz de göreceğiz, bilahare Tarkan'ı işe karıştıracaklar... Memleket kızlarının "erkek arkadaşlı" statüsüne yükselmiş bulunanları, 'ulan sahiden, biz canım cicim dolaşırken Tarkan gelip öyle yakın mesafeden hipnotizmaya başlasa ben ne halt ederim' diye derin düşüncelere dalarak bu daldıkları derinlikte ruh med cezirlerinin tesirinde kalıp oradan oraya çalkalanarak feci şekilde can vermenin eşiklerinden dönecekler. Memleketin eli kalem, ismi köşe tutan kalem ve akıl fikir erbabı da oturup yazılar döşenecek, 'şimdi ne ol'cak' diye...

Bakın, kıymetli okurlarım, ben şu nâçiz bedenimde ve bilhassa akıl fikirle alâkalı iç organlarımda imalat hatası bulunduğunu kabul etmeye hazırım. Fakat bunların hepsinin imalatı hata, sayın okurlar.

(NOT: Haysiyet'in yeni şeklinde her şeye bir filmden birşeyler uydurmuşlar. Kardeşinize de Robert De Niro abimizin 30 kilo alarak oynadığı Kızgın Boğa filmini yakıştırmışlar. Sağolsunlar. Ekran başında gözü yaşaran ilk kul ben değilimdir herhalde. Zira bu filmi pek mütehassıs olarak seyretmiştim kahveciyi de 'otur lan işte, boks filmi!' diye oturtarak gecenin o vaktinde.)

 

F. SUNTUR'UN YAZILARININ
TOPLU LİSTESİ İÇİN TIKLAYIN

F. SUNTUR'UN BİR SONRAKİ
YAZISINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN