Taşların bizim kafamıza
isabet etmesi olayı

 

Bu işe bulaşınca adam sık sık maruzat belirtmek pozisyonunda kalabiliyor. Halbuki ben kendimden bahsetmekten hiç hoşlanmam. Fakat kader diye de bir şey var az buçuk.

Mevzu, yılbaşında Taksim'de meydana gelen müessif hadisat. Merkezdekilerle telefonda görüşüyordum, arasıra arıyoruz tabiî, yalakalık olsun diye değil, benden memnun adamlar ve hanım kızlarımız, öyle diyorlar, benim de bir şikâyetim yok, bu durumda arasıra bir hatır sormak lâzım herhalde... Dediler ki, senin yüzünden ne laflar işittik. Ne yapmışım? Sen o ölçüyü kaçırmış şaşkın ergenlere sahip çıkmışsın!

Yahu ben kim, o şekil bir olaya arka çıkmak kim? Demeye getirdiğim sadece şuydu ki, siz bu tiplere "sen yoksun kardeşim, bittin sen, bizim artık her şeyimiz bize göre, sen de ne halt yersen ye" derseniz, adam da başka bi halt yiyemeyeceği için gelir sana horozlanır. Bunu hep yapmıyorsa, korkusundan ha, başka bir sebepten değil. Korkunun üstünden atlama fırsatını bulduğu an, taş da atar, adam da döver, her haltı yer.

Kimseyi o şekilde koskoca şehrin etrafını kapan yapmışsın da hepsini kıstırıvermişsin oraya gibi bırakmayacaksın, o hale sokmayacaksın.

Sonra, benim babaannem beşikten arkadaşım Kenan'ın önünde buzdolabını açtım diye acayip fırçalamıştı beni. Sebebi? Bizim dolapta olan bişeyler onlarda yoktur, Kenan'lar hepten çulsuz, oğlan görür, üzülür, falan... Zannedersiniz ki bizim dolapta kuş sütü yok bir tek! Ne bileyim, biz öyle sahip olduğunu milletin gözüne sokma hadiselerine bizzat pek çok şeye sahip olanların muhitinde bile pek iyi gözle bakılmayan zamanların suyuyla sulandık. Reşat Bey ki mahallenin namlı zenginiydi ve bilahare kendisinin bizim zannettiğimizden kat kat mühim bir zat olduğunu öğrendik, ekonomik bakımdan yani, karşıdan görseniz en fazla hali vakti yerinde diyeceğiniz bir şahıstı. Azıcık suratsızdı ve hep önce başkaları ona selâm verirdi, ama o da verirdi. ıstelik, kimine de şapkasını azıcık oynatarak. Karısı da, Neriman teyze, anneme gelir giderdi. "Onlar çok zengin, oğlum," derdi rahmetli anam. Ben de bi türlü anlamazdım, bu kadar lafı edilecek ne var diye.

Her neyse, mevzuu dağıtmayalım. Bendeniz, demek istediğimi izah mecburiyeti hissediyorum. ışte sonuç bildirgem:

1. Bu memlekette aşağı yukarı yirmi senedir, birileri hiç yaşamıyor sayılıyor.

2. Bu birilerinin çolukları çocukları oldu, büyüdü, baktılar, hiç şansları yok. Kimsenin de bu vaziyete takıldığı yok.

3. Bunların bir kısmı, azıcık para pul şan şeref uğruna her haltı yiyebilir oldu. Evvelâ silahlı işlere meylettiler. Badigard vs. oldular. Bir kısmı da hiçbi halt olamadı; bunların aklının erebildiği en kıyak istikbal fikriyatı, mafyaya kapağı atmak.

4. Fakat mafyanın da bir kadro ihtiyacı var. Ötesine o da geçemez. Zira o vakit işler ekonomik olmaz. Sık sık eleman çıkarmak icabeder. E, mafyadan eleman çıkarmak da hadi özelleştirdim diyerek devlet işletmesinden işçi atmaya benzemiyor. Çıkaracağın adam fazla şey biliyor, sonra çıkaracaksın, gidip ötekine kapılanacak, falan. ılâveten polise gider. E, kadro şişti diye sık sık verimlilik icabı katliamlar da yapılamayacağına göre... Yani mafya yeterince gencimize iş imkânı sunamıyor.

5. Askere alsan birkaç sene, ne yapacaksın? Beslemek lâzım. Her dakika düşük yoğunluklu savaşlar olacak değil ya. O da yol değil yani. Millet ordusunu küçültürken...

6. Hepsini polis de yapamazsın. Maaş vereceksin. ızinsiz yürüyüşler falan yapacaklar. Laf dinlemeyecekler bi noktadan sonra. Problem yani...

7. Toplama kampları falan da kuramazsın. Zaten bunlar devamlı yeniden yetişiyorlar. Daha dün kahveden çarşıya yürürken misketleri ayaklarımızın altından geçen veletler şimdi kahvede "Suntur abi, açık bırak âleti, iki siteye girelim, gözümüz gönlümüz açılsın" diye etrafımda turluyor. ıçlerinde biriken adı konmamış şehvet maddesi ne zaman nerede kime patlayacak, belli değil.

8. Birileri çıkıp bunları tam buralarından tutar ve teşkilâtlarsa kısa yoldan iktidar da olur. Hem de döve döve. Bunu da kardeşinizin bir nevi siyasî öngörüsü sayın, inşallah görmeyiz.

9. Bunun karşısında, kısaca ifade edeyim, başım derde girmesin, birileri de, bunların gözüne soka soka gününü gün ediyor.

10. IMF toplantılarının falan yapıldığı yerlerde atılan taşlarla Taksim'de atılanlar arasındaki fark, hiç merak buyurmayın, bizim mahalleden hele azıcık izan ve insafla bakıldığında daha berrak gözüküyor.

Netice itibarıyla, ben ne demişim: bu vaziyette bu olanlar normal demişim. Şimdi bundan ötürü, sen bunlara arka çıkıyorsun demenin mânâsı var mıdır? MıT başkanı söyleyince kabahat olmuyor da...

Telefonda da bu şekilde izah ettim. Zaten merkezdekilerle bir ihtilafımız yok. Onlar da bu şekilde almışlar meseleyi. ıstersen yine de yaz, yanlış bir imajın olmasın dediler. ımaj deyince korktuk haliynen.

ılâveten o taşların yanlış yere atıldığından zerrece şüphem olmadığı gibi, zaten o kafayla taş da atsan bi halt olmayacağına inanırım. En fazla, o taş attıklarının yerine geçmek istiyorsun belli ki. Sen eğleneceksin, başkaları sana ağzı sulana sulana bakacak; istediğin bu! ılâveten, o olayda hedef teşkil etmiş olanların ellerindeki imkânları alıp sokağa salsan, bir müddet sonra, o taş atanlardan hiç de farklı davranmayacaklarına da inanırım.

Her iki camia ile de en küçük bir alâkamın olmadığını buradan bütün dost ve ilgililere açıklamayı bir borç biliyorum. Na şuraya da tekrar imzamı atıyorum: f. suntur.

 

F. SUNTUR'UN YAZILARININ
TOPLU LİSTESİ İÇİN TIKLAYIN

F. SUNTUR'UN BİR SONRAKİ
YAZISINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN