Vakar içerisinde intikam
ve fakat istikbal ne olacak olayı

 

"Açıkhava'yı bu seferliğine bize tahsis ettiler," dedi Cengiz, "kalkın hadi!"

Tam gazteleri yaymış, Cevdet'le Mert'e öteki Türkiye vaziyetlerini izah ediyorum. Oğlanlar telâş içinde gelip, "kim abi bu ötekiler?" diye sordulardı. "Kim olacak oğlum, sizden bahsediyorlar" dedim. Daha bi şaşırdılar. ışte ben de, adında Türkçe kelime bulunmayan bir kısım şirketin yapmış olduğu elekten geçirme işlemi ve bunun şok neticeleri hakkında aydınlatıyorum veletleri, bi yandan da teselli ediyorum: ezici çoğunluksunuz oğlum, endişeye mahal yok falan... o esnada daldı Cengiz içeri.

Selahattin dedi ki: "Oğlum orada festival falan yapıyolar, bizi almazlar." Cengiz, hafif yan dönüp bi kötü adam bakışı attı. "Uzun etmeyin, yürüyün" dedi.

Mâlûm, aydınlatılmaya muhtaç bir mevzu çıktı mı başlar kardeşinize dönüyor ister istemez. "Kalkılır, gidilir" dedim. Şatdavn ettim aleti tek maus hamlesinde. Kalktım.

ıçeri girişimizde bi orjinallik yok. Ustayı methetmek de bize düşmez. Ayıp olur alenen.

Fakat demeden de nasıl geçeceğiz? Derin Anadolu'nun ince bıyıklı şişman yanaklı adamlar diyarlarında hangi tohumlar hangi filizler vardır da böyle nasıl incelikler nerelerden süzülüp mikrofon başlığına yapışmış dudakların arasından yayılıvermektedir kimseden habersiz, sessiz sadasız da biz nasıl kıyamadan solumaktayızdır bunları da bağrımızdaki bu nadide serinlikler kaçmasın dışarı diye soluğumuzu da tutarak...

Sonra, nasıl fısıldamaktadır o üç telden ikisi, biri haykırırken metal gitarcılarına nah yaparak da o ne şiddetli yükseliştir her biri başka mânâlı mırıldanmaların ortayerinde ve o nasıl süzülüştür hangi ummanın derinliklerine bizim rengini bile bilmediğimiz...

Ve daha mühimi, umman ne arar Kırşehir'de be adam? Sen bozkırın ucundan bucağından nasıl ulaşırsın deniz kenarına da cümlemizi külliyen kırar geçirirsin... Affet usta, kırmadan tabiî yani...

Ustanın çalışı söyleyişi hakkında ahkâm istihsali bize düşmez. Kesiyorum. Şu nâçiz satırları, "Ayağınızın turabı, goynünüzün hızmetçisiyim" diyen, ceketi çıkarırken bizden özürler dileyip izin alan ustaya bir şükran ifadesi olarak kabul ediniz de kardeşiniz rahat etsin 15 inç Hundayisinin karşısında.

Bir nevi intikam olayından sözederken, açıkhavanın bir gecelik bize tahsis edilmesinden ibaret bir vaziyet sanmayınız bunu. Neşet Usta çalıp söyleyip bitirdikten sonra bir plaket hadisesi vukubuldu ki, gol işte o dakka geldi. Bi herif çıktı ortalığa. Ahilik bilmemnesi plaketi vereceğiz ustaya, dedi. Daha evvel de Barış Manço'ya vermişler. Ulan ne alâka!

Cengiz fırladı, tuttuk oturttuk. Yerinden açtı ağzını, "Adam rahmetli olmuş, arkasından konuşma" dedik susturduk. Zaten güvenlikçi diye bizim mahallenin oğlanlarının tıpkılarını dikmişler, oğlanlar zor durumda kalıyor. Sırt sıvazlayarak adam oturtma kolay değil. Gönüldaşlık sert harekete mâni... Tam Cengiz'i oturttuk, Mert bağırmaya başladı. Neyse, bağırtıyı tam teşekküllü bir tezahürata dönüştürüp vaziyeti bi daha kurtardık. Fakat, bi de o plaketi vermek için bakan getirmezler mi sahneye? Adam da o an için uygunsuz bir partiden çıkmasın mı!

Görecektiniz dostlar; bir anda tek ses tek vücut yükseliveren yurttan sesler şeklinde yuh korosu nasıl sular serpti yüreklerimize. Katıldık aynen. henk tamdı. Dozundaydı. Pısırık değildik, yaygaracı değildik. Yerinde başladık, zamanında kestik.

Sonra çıkıp gittik.

Usta, "Söz vermiyorum ama ümit ediyorum, seneye inşallah yine" dedi.

Kahvede benim yayın grubunun etrafında bir ortam oluşmuştu tabiî haliyle. (Selim taktı bu ismi. Yazıcı da konduktan sonra. Masada zaten bi sürü kablo falan...) Cevdet'le Mert'e dedim ki: "bakın oğlum, bu gelir dağılımı rakamlarına göre, açıkhava tiyatrosunu bize ancak iki yıl üç ay oniki günde bir bırakırlar. Yani Usta'nın seneye demesi biraz... hani ne bileyim..." Öbür taraftan Cengiz atıldı: "N'apalım, alacaz, başka yolu yok!"

Uzandım Osman abiye. Osman abi evdeydi. "Çok şey kaçırdın abi" dedim. "Ben rahat etmiyorum öyle misafir gibi" dedi. "Alabilir miyiz peki seneye?" diye sordum. Sigarayı yakarken usulca döktü kelimeleri: "Alsanız n'olacak bi günlük!"

Dalmışım sokak lambasının pırpır etmesine. Sırtımı sıvazladı, tam Osman abi sesiyle sordu: "Niye çattın kaşlarını?"

 

F. SUNTUR'UN YAZILARININ
TOPLU LİSTESİ İÇİN TIKLAYIN

F. SUNTUR'UN BİR SONRAKİ
YAZISINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN