Ayıptır, hayatınız ekonomi, borsa, faiz... bize niye anlatmıyorsunuz?
Ya, ne oluyor, kardeşim?!

 

İnanmazsınız, tam 46 saattir kafayı yiyeceğim. Sekiz gazete aldım. Yaklaşık 30-40 ekonomi sayfası eder. Ne kadar haber varsa okudum. ıçinde Telekom geçen, IMF geçen, Dünya Bankası geçen, sözüm meclisten dışarı "kriz" lafı geçen her haberi hatmettim. Ekonomiden anlayan mühimadamların gülüşmeli eğleşmeli programını bile sekiz kulakla dinledim. (Normal zamanda sıkı gıcığım var, gelir dağılımı adaletsizliğinden memlekete turneye gelmiş revü kızlarından bahseder gibi bahsedilmesine.) Not bile aldım.

Evvelsi gün, açtım Tayyar abiye sordum. "Çok meşgûlüm," dedi. "Para çekemiyoruz. Çocukların maaşlarını bile veremedik mecburen." Sağolsun, beni kıramaz. Israrcı oldum. "Valla Suntur, ne desem boş," dedi. Sen yine de de, dedim. "Yabancı para kaçtı, döviz pahalandı, Merkez Bankası önce seyretti, sonra elkoydu, piyasayı sopayla tedaviye girişti, bankalar arası borçlanmada yüksek faiz borsayı vurdu..." diye sayıp dökmeye girişti. "Çocukların maaşı ne olacak?" diye sordum, hani oradan bişey çıkarırız belki diye. Çünkü bunun dışında işin bizi ilgilendirecek bir kısmı olmadığına uyanmaya başlamıştım ufaktan. "Pazartesi vereceğiz," dedi.

Kahvede konuşulanlara kulaklarımı tıkadım. Remzi, Celâl, Osman, Şeref abi ve başka kardeşlerimiz, abilerimiz, ötekilerin yoğun muhalefetine rağmen yürüyüşe gittiler, geldiler. "N'oldu?" diye sordum onlara. "Hayat durdu mu?"

Şeref abi, "Canımı sıkma sen de Suntur Allahaşkına," dedi, benim masadan Milliyet'i çekmiş, tek sütuna "Bugün hayat duracak" haberine bakarken.

Remzi ile Celâl, tabiî delikanlı çocuklar, onun gibi kabaran öfkeyi içe atıp boğma hususunda tecrübeli değiller; öğrenecekler zamanla. Remzi, "Kim lan bu likidite?" diye patladı. "Bizden kalabalık mı?" Celâl de, "Oğlum ben dedim, Dünya Bankası'ndan bir-iki kişi alsaydık aramıza şimdi manşettik," dedi. ıkisi beraber, IMF'li Cottarelli'nin bir kamu çalışanı olduğunda, iyi bir adama da benzediğinde, bir dahaki yürüyüşe onu da çağırabileceklerinde, adamın da muhakkak geleceğinde birleştiler. Hattâ Celâl, "Abi, sence de adamda Beşiktaşlı tipi yok mu?" diye sordu.

Şeref abi terslemesin diye onları uzaklaştırdım.

Dönüp çöktüm yine masaya. O sırada aradılar. Dedi ki genellikle telefonda muhatap olduğum kızımız: "Suntur bey, şu son ekonomik vaziyetlere dair bişey yazsanız diyoruz..."

Ulan birden bi cesaret geldi. 24 Ocak geçirmiş, 5 Nisan geçirmiş adamım ben. Eyvallah, bugüne kadar ekonomi denen şaibeli mevzua harbiden takılmışlığım yok. Lâkin işi gücü bu olanlara bakıyorum, yok iki ihtimal var, birbirinin zıttı, ikisi de olabilir. Yok, aslında sebepler siyasî. Yabancı para kaçmış. Nereye kaçtı bilen yok. Velhâsıl dedim ki, ücretliyim, parayı her ay başı bankaya yatırıyorlar, biyerde bankacılık müessesesiyle benim de bir alâkam var bir nevi. Ne eksiğim var, dedim açıkçası.

Şimdi soruyorum: Ne oluyor birader? Yine kimler kazançlı çıkacak bu işten?

Lâkin sadece bunu sormuyorum. Şunu da soruyorum: O ekonomi sayfaları falan ne işe yarıyor? Niye bu kadar adam ekonomi yazarıyım diye papyon kravat ortalıkta dolanıyor? Neler döndüğünü anlayan bir vatan evlâdı yok mu? Var da bize mi söylemiyorlar? Söylemiyorlarsa niye söylemiyorlar? Birilerinin işine mi gelmiyor? Yoksa, bakın tekrar ediyorum, söyleyecek lafları mı yok?

Haftaya doları 800 bin lira görürsem o vakit soracağım hepsine.

 

F. SUNTUR'UN YAZILARININ
TOPLU LİSTESİ İÇİN TIKLAYIN

F. SUNTUR'UN BİR SONRAKİ
YAZISINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN