Allah bu sefer işi azıcık sıkı tutsun

 

Şimdi ben yazının başlığını ilk düşündüğüm şekilde "Varsın salak desinler" koysaydım başta yenge, daha Osman abiye laf bırakmadan, benim ne karamsar olduğumu ahlaya vahlaya tekrarlayacak, bilahare, gönlü boş olanın karamsarlığının zinhar iflah olmayacağından bahisle, bilmem bu sefer mahallemizin hangi tertemiz gönüllü bembeyaz tenli iyi huylu, geçimli, tutumlu kızının aslında bir yuva kurmayı tasavvur eden yaşını başını almış bir kimse için ne kadar münasip olduğundan dem vuracak, benim vıkvıklandığımı göz ucuyla tesbit eder etmez "kahveleri koyuyim" muhabbetine dalacak ve ben bir defa daha kendimi tertemiz genç kızlara ümit verip sonra ortada bırakmış bir Önder Somer veyahut bilerek menfur emellerine âlet etmiş bir Muzaffer Tema -ikisini de şükranla yâd ediyorum- gibi hissedip kurtuluşu divanın o bölgesinde oturulduğunda pencereden gözün takılabileceği tek nesne olan bizim kasabın levhasına gözümü dikip ööyle takılmakta bularak ööyle kalacaktım oralarda.

Lâkin koymadım. Artık bu kadarcık bir nefsi müdafaa hasletine sahip olmuşum bunca zamanda.

Geçen zamanı adama hatırlatırlar illâ ki. Hiçbişey yapmasalar, yılbaşı tantanası çıkarırlar, oturur mecburen çetelesini tutarsın ıskaladığın ne varsa.

Şimdi ilk defa bu sene, mahallenin delikanlıları Taksim'e seğirtirken ve aşağı mahallenin kopilleri Türkün müteşebbislik kabiliyetini cümle âleme ispat etme gayreti içerisinde, nereden buldular, nereden aldılarsa, etrafta maytap satmak üzere şehre saçılırken, ben içimde bir tuhaf huzur hissettim. Âdetâ Kalamış'tan. Yani o kadar...

Önce korktum haliyle. Böyle ne idüğü belirsiz iyimserlik havalarından oldum olası korkarım. Sonu fena olur umumiyetle.

Aynaya baktım. Traş icabı bakıyoruz tabiî, fakat o esnada yüzümü görmem ben. Traş edilecek mahale teksif ederim dikkatimi, parça parça gezinirim aynadaki sûretin üzerinde. Toplu halde muhatap almam hiçbir vakit bana doğru dürüst iki çift laf etmeyen surat ifademi.

Halbuki yenge, sağolsun, "Senin yüzünden iyilik akıyor, oğlum," der, "bütün o öfken de kendi küpüne zarar, başka kimseye dokunmuyor ucu."

Şimdiye kadar bir defa da kısmet olup soramadım, "neyin ucu?" diye. Benim öfkem böyle oklava gibi bir şey mi? Nasıl ucu var bu meretin? Fakat yengenin bir bildiği olsa gerektir. Bunca yıldır Osman abiyle bir dam altında geçirmiştir ömrünü. Biz bir akşamüstü uğramaylan ışıklara boğuluyoruz bazen.

Fakat yenge muhakkak bir yerinden lafı düşürüp diyor ki: "Suntur oğlum, senin içini ışıtacak olan, abi, yenge falan değildir ya neyse..."

Böyle hususi mevzulara fazla girmeyelim. Bizim üstüne düşürüp de iki satır okuduğumuz ışık da kendimize göredir. Ama azalır ama çoğalır, biz hissederiz kimseye çaktırmadan. Elimizde varsa da esirgemeyiz.

Bizim delikanlılarla veletler arz ettiğim gibi şehre saçılırken, bendeniz de ayıptır söylemesi, sevindirilecek birkaç gariban tesbit etmiş ve icabını halletmekle meşgûlken eski Kalamış havaları. "Ulan bu sene geçen seferki kadar beter olmıycak lan!" dedi içimden bir ses. Bir kulak verdim ki benim sesim! "Ulan oğlum kendine gel!" Yok! Gelemiyorum zira tamamen kendimdeyim.

O vakit dedim ki, sağlamasını yaptıktan sonra, madem böyle bir iyi niyet halleri hasıl oldu üstüme, o vakit millete de nakledeyim, sirayet ettireyim olabildiğince. Kırk yılda bir...

(Bu arada, en çok rağbet ettiğimiz bu şekil zaman belirten lafların başında "kırk yılda bir" gelmekteyken, niçin ille de 50 veyahut 100 yıllık öbekler yapıp bunlarla iş görmeye uğraşıyoruz? Buna da takılıyorum yani. Halbuki kırk yıllık, yani böyle Kırkyıl diye bişey olsa, "kırk yılda bir" dediğimizde hususi bir mânâsı olacak. Yani şimdi de var da, daha bir mânâlı olacak. Bunu da kamuoyunun takdirlerine sunuyorum.)

Efendim, hepinize iyi seneler dilerim. Arz ettiğim gibi, bendeniz bu sefer en azından geçen seferki kadar kafaya gelmeyeceğimize dair bir tuhaf hisse kapılmış bulunuyorum. Allah beni mahçup etmesin. Hiçbirimizi de mağdur etmesin. Mağdurların hakkını da illâ öbür tarafa bırakmasın, bu tarafa da biraz el atsın. Kartal'a nazar değmesin. Fener bu seferki hocasını hiç değilse bir iki-üç sene atmasın, gariban taraftar hop oturup hop kalkmasın. Cimbomlu Ergün doğru düzgün bir takıma gitsin, sonuna kadar muvaffak olsun, "ü" harfi internette problem olmaktan çıksın. Memleketi yönetenler televizyona çıkmasın. Reha Muhtar ihracat işine geçsin, imalatı bıraksın, Nilüfer'le kreş açsın, zengin çocuklarına baksın. Zengin çocukları fakir çocukları görünce ağlasın, annesine "benim bişeylerimi bu çocuğa verelim" diye tuttursun. Yani biraz da iyi kalpli olunsun. Allah bu mevzuda işi sıkı tutsun. Bir de Hazreti Muhammed'den sonra kimseye vekâlet vermediğini icap ediyorsa bir daha hatırlatsın, beni seçim malzemesi yapıyorsunuz, ayıp oluyor, desin. Ötekilerin de gözbağlarını çözsün, zihinlerini açsın, yüreklerini temizlesin. Tamam kardeşim, bu memleket sizin, hepinizin, elinizdeki silaha güvenip de "benim!" diye tutturmayın, azıcık arkadaşınıza da verin, ilâveten, kimsenin gelip sizi biyere atacağı yok, yaşayın işte şurada, lâkin birbirinizi asmayın kesmeyin, işkence yapanı fena yapacağım öbür tarafta, ayrıca sallamayın çöpünüzü pencerenizden sokağa desin. Kimse kimseyi balkonlardan indirmesin tek kurşunda. Kim çetecilik ederse, banka şey yaparsa derisinin rengi mor olsun üstü sarı benekli, yüz metreden teşhis edilsin, insan içine çıkamasın. Allah milletimizin fikir hayatını gazetelerdeki köşe erbâbının eline bırakmasın. Milletimiz de fikir hayatı diye bir şey olması icap ettiğini artık idrak etsin.

Hepsi olmasa da azıcığı olsun. Gramı bile olsa çoluk çocuğu besler valla bir müddet. Böylece bizim sebepsiz ve mesnetsiz iyi hislerimiz de kendine bir kaide bulmuş olur. Kaide dedim de, inşallah o Amerika Üsame'yi ara ara bulamasın. Fakat o da artık kıssın boynunu otursun, daha fazla gürültü çıkarmasın.

Allah Arjantinlilere bir müddet sonra bize nanik yapacak gücü kuvveti versin, lâkin bu esnada biz de akıllanmış olduğumuz için yapamasınlar, berabere olsun.

Hepinize en derin samimiyetimle iyi seneler diliyorum.

 

F. SUNTUR'UN YAZILARININ
TOPLU LİSTESİ İÇİN TIKLAYIN

F.SUNTUR'UN BİR SONRAKİ
YAZISINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN